Bloodlust etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bloodlust etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2011 Perşembe

Orhan Veli


Merhaba Sevgili Dostlar,

Bloodlust Derlemeye geri döndü. Bir dönem sözlük yazarı olduğu için Derleme'nin pabucunu dama attı ama şimdi bin pişman. Sözlükte, buradaki dost ortamını, geyiği, türkü tadında sohbetleri bulamadı. Gelirken de boş gelmedi. Son İstanblue (İstanbul veya Şehr-i Constantiniye de denebilir) seyahatinde keşfettiği bir mekanı sizlerle paylaşmak istedi.

Mekanın adı Orhan Veli Şiir Evi. Bir arkadaşın tabiriyle çok "mır mır" bir yer. Alkol yok baştan söyleyeyim hemen cıvımayın. İstiklal Caddesinde gezinmekten yorulunca hemen İmam Adnan Sokağ'a dönüp tam karşıdaki binaya giriyor ve ilk kata çıkıyorsunuz. İçerisi loş ve sessiz. Oturanlarda fazla gürültü patırtı etmiyor. Hatta herkes kısık sesle konuşmaya özen gösteriyor burada. Bu durumdan dolayı çok mır mır bir yer sanırım. Mekanın bir de kedisi var adı Mısır. Merak edenler facebook profilime bakabilir kendisi için. Peki efendim alkol yok biz ne yapacağız orada diyebilecekler için; oturun kitap okuyun, düşünün, yazın, çizin. Çok huzur verici bir yer.

Menüde en altta şöyle bir ibare var.

"yukaridaki her sey zaman zaman hatta sık sık bulunmayabilir..

detay belirtmezseniz (ince belli çay vs.) kafamiza gore takılırız.."

:)


Bir de resim koyalım ki atma bloodlust diyebilecekleri şimdiden ekarte edelim.

28 Mayıs 2010 Cuma

Robin Hood...Bir Hayal Kırıklığı...


Robin Hood filminin fragmanını başka bir film için sinemaya gittiğimde görmüştüm. Sanırım Avatardı. Fragmandan sonra ister istemez heyecanlı bir bekleyiş içerisine girdim. Sonuçta Robin Hood sevdiğim bir karakter ve Kevin Costner gibi donuk bir adam yerine daha çok sevdiğim Russell Crowe'un canlandıracak olmasının bu heyecanı arttırmasında payı büyük. Neyse, eve gelip güzide kaynağımız IMDB den baktığımda yönetmenin de Ridley Scott olduğunu öğrenince tamamdır işte bu film mükemmel olacak dedim kendi kendime. Ridley Scott oldukça sevdiğim bir yönetmendir. Bkz. Blade Runner, Gladiator, Hannibal, Black Hawk Down, Kingdom of Heaven ve aklıma gelmeyen bir sürü sevdiğim filmin yönetmenliğini yapmıştır. Aylar geçti ve bizim Robin beyazperdeye geldi. Heyecanla koltuğumdaki yerimi aldım ve film başladı. Tipik Ridley Scott filmleri gibi bu da oldukça uzun. Ama diğerlerinden farklı olarak film bir türlü ilerlemiyor. Sıkıcı. Robin Hood karakteri gerçekçi işlenmeye çalışılmış. Gerçekçilikle bir sorunum yok ama gerçekçilik sıkıcı olmak zorunda değildir. Filmde akıcılık yok. Ayrıca daha önceden Ridley Scott'un başarıyla üstesinden geldiği film sahneleri ki bunlar teke tek dövüş sahneleri veya savaş sahneleri bu sefer çok amatörce ve özensiz kotarılmış. Belki de maliyeti düşürmek için böyle bir yola gidilmiş olabilir ama yakışmadı. Filmin olumlu yönleri tabiki var. Film bir dönem filmi. Burada hakkını yiyemem. Robin Hood karakteri çevresinde dönemin İngilteresinin güzel bir panoramasını veriyor. Onun dışında Robin Hood'un daha önce izleyiciye verilmemiş olan hikayesini; yani Sherwood ormanındaki kanundışı hayatından öncesini anlatması filmi birazcık daha izlenebilir kılıyor.
Son olarak. Yine de gereksiz uzun bir film. Sıkıcılıktan kurtulamıyor. Ekşi Sözlükten okuduğum bir entry final sahnesindeki savaşı çok iyi özetliyor;

Alıntıdır;

"hayatımda gördüğüm en sikko savaş sahnesiydi sondaki çıkarma. o dönemin en güçlü 2 krallığı değil de tellioğulları ile seferoğulları kapışıyor yeşil vadi için sanırsın."

Eğer izlemediyseniz bi dvd rip yeterli olacaktır. Sinemada boş yere para vermeye gerek yok.

Saygılarımla.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Lost'un Ardından isimli kayda cevaplar.

Zorunlu açıklama: Herhangi bir posta atılan yorum 4096 karakteri geçemiyormuş. O yüzden bu uzun yorumu ayrı bir post olarak yazmak zorunda kaldım. Okuyuculardan özür dilemekle birlikte suçun aslen bende değil blogspotta olduğunu belirtirim.

Eline sağlık sevgili Happy. Soruları tek tek okudum ama bunlardan bazıları cevaplandı sanırım. Belki tatmin edici bir cevap olmadığı için buraya almış olabilirsin. Veya dediğin gibi yardım aldığın forumlarda yazanlar, bunları gözden kaçırmış olabilir. Yine de ben aklıma gelen cevaplanmış soruları hatırladığım kadarıyla 1-2 cümle olarak yazayım. Cevaplanmamış olanların da neden cevaplanamadıklarını bildiklerimi yazayım. Son olarakta cevaplanmamış veya neden cevaplanmadığını bilmediğim sorulara kendi nacizane yorumlarımı yapayım.

1.Walt: Walt karakteri senaristler için ilk başlarda çok önemli bir karakterdi. Yalnız karakteri canlandıran çocuğun yaşından dolayı çok hızlı büyümesi (Dizi 6 sezon yani 6 yıl normalde ama dizide geçen zaman toplamda 2-3 yılı geçmiyor.Zaman atlamalarını saymıyorum tabiki)senaristler için büyük bir problem oldu. Bu hızlı büyümeyi senaryoya uyduramadıkları için ve dizinin akışını bozmaması açısından karakteri giderek önemsizleştirip sonunda da diziden çıkardılar.
2.Bu açıklanmadı gerçekten. Bilen varsa ve yazarsa sevinirim.
3.Dharma dizide eksik kaldı diye düşünüyorum. Ama Dizi dışındaki lost kaynaklarında yazılan bazı şeyler hatırlıyorum. Bu kaynaklardan biri bizzat dharmanın internet sitesiydi:) Bu site bizzat lost yapımcılarının hazırladığı bir site olduğu için official kabul ediyorum. Sitede Alvar Hansonun bir mektubu ve ona kazık atan ortağı veya yardımcısı hakkında bir konuşması vardı diye hatırlıyorum. Dünyanın sonunun ne zaman geleceğinin hesaplanmasında kullanılan çok değişkenli bir denklemden bahsediliyordu. Bu sayılar bu denklemle alakalı olabilir.
4.Buna, benimde aklım ermedi gerçekten. Adam kedi gibi 9 canlı:)
5.Cevaplanmadı.
6.Cevaplanmadı.
7.Cevaplanmadı ama herkes gibi gemi ile geldiğini düşünüyorum. Yalnız burada saçma olan bir konu var ki. Kadın ve adaya düşen diğer hamile kadın Latince konuşuyorlar. Muhtemelen bu da onların Romalı veya Roma imparatorluğu döneminde yaşayan insanlar olduğunu gösteriyor. O zamanın denizcilik bilgisi ve gemileri ile okyanus seyahati yapılması imkansız.(Kürekli ve tek yelkenli Tiriremelerden bahsediyorum) Ama bahsettiğimiz dizi Lost olduğu için buna saçamalık demek asıl saçmalık olur:)
8.Kara dumanın ismi dahi konulmamış siyahlı elemanımızın ruhu olduğuna inanıyorum. Bedeni ışık kaynağı olan havuza düştüğü için(Bu ışık kaynağı üvey anneleri tarafından hem yaşam hem ölüm ve daha kötüsü gibi birşekilde açıklanmıştı) Beden ve ruh birbirinden ayrıldı. Hem yaşayan, aynı zamanda ölü(Bedeni olmadığı için ölü ama ruhu sayesinde canlı biliyorum çok zorlama oldu) bir ucube oldu.
9.İlk Htach patladığında Desmond tam ortasındaydı. Bu belki o kazadan sonra kazanılmış bir bağışıklık olabilir veya o zamanda vardı bilemiyorum.
10.Açıklanmadı ama bu kadın Dharma ve ada hakkında herkesden çok bilgiye sahipti.
11.LAX'ın aslında bir çeşit purgatory(araf) olduğu ortaya çıktı.Aslında ada hayatlarını değil ama tüm yaşadıkları zamanları flashlar olarak hatırlıyorlar. Tabi hayatlarının en önemli bölümü ada ve adada geçen zamanları olduğu için ilk bunlar görülüyor. Ama karakterlerin arafta beklerlerken ada geçmiş zamanlarının hatırlanabilmesi için bir yönlendirme, bir yardım gereksinimi içerisindeler.
12. Jack'in boynunun neden kanadığını anlamadım. LAX'a araf dedik ama karakterin yaşarken aldığı yaralar araftaki haline etki edemez. Çünkü zaten karakter yaşarken ruhu arafta bulunamaz. Vallahi anlamadım.
13.Açıklanmadı
14.Açıklanmadı
15.Açıklanmadı.
16.Sayide havuzda Bene olan aynısı oldu ama ne olduğunu bilmiyorum :)
17.Adadaki ölümsüz karakterler( Üvey Anne, Jakop, Richard etc. aslında ölümsüz değiller. Sadece yaşlanarak ölmüyorlar. Onun dışında bıçaklanma, vurulma, düşme şu bu gibi doğal olmayan sebeplerden ölebiliyorlar.Sadece Jacop fiziken öldükten sonra bile bir süre adada kalabiliyor, insanlara gözükebiliyor. Adayla son bağı olan külleri de yakılınca gitmek zorunda kalıyor. Onun dışında bu elemanların nasıl hiç yaşlanmadıkları dizinin her tarafında gözümüze sokulan mısırlılar veya mısır tanrıları ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Her yerde hiyeroglifler, heykeller mevcuttu hatırlarsınız.
18.Bu sorudan ne kastediliyor anlamadım. Ama adadaki ışık aslında Underworld, Hades veya cehennemin adını ne koyarsanız koyun kapağı görevi gören tıpayı koruyan birşey. Bir benzeri pandoranın kutusunun içinde durduğu asitti bkz: Tomb Raider. Sadece özel kişiler bu ışık saçan suya girebiliyor. Diğerleri ölüyor. Kapak yerinden çıkarılınca ışık da kalmıyor.
19.Açıklanmadı. Hastalık ilk başta Hatch kapağının içinde yazan karantina yazısıyla karşımıza çıktı.Ama Desmond, Calvinin biyolojik elbisesinin aslında yırtık olduğunu ve hastalığın aslına hatcdekileri içeride tutmak için uydurulmuş bir bahane olduğunu anladık. Bir diğer hastalık olarak da Frech Chickin arkadaşlarının başına gelen hastalık. Bunun da tapınaktaki havuza girmeyle bir ilgisi var. Ama buna net bir açıklama gelmedi. Bkz: Sayid ile Benjamin.
20.Lockun yürüyebilmesi adanın olağanüstü manyetizm özellikleri yüzünden gerçekleştiğini sezonlardan birisinde açıklamışlardı.
21.Bu soruyu anlayamadım. Vincent, Bernard ve Rose ile yaşıyor. En son Jack ölürken de yanındaydı.
22.Adadaki fısıltılar 6. sezonun bir bölümde Michael tarafından açıklanmıştı. Bunlar, ölen ama arafa veya öbür tarafa (Cennet veya cehennem) geçemeyen, adada takılı kalan ruhlar olduğu yönünde idi bu açıklama.
23. Bunu da anlayamadım. Kim biliyor? Tahta çark, ilk olarak Siyahlı elaman ve arkadaşları tarafından, ışığı kontrol etmek için yapıldı. Daha sonradan Dharmacılar tarafından keşfedilmiş olabilir.
24.Üvey Anne, iki kardeşi birbirlerini icitememesi için değil, aslında birbirlerini öldürememesi için birşeyler yaptı. Sonuçta incitmek kelimesini öldürmek anlamında kullanıyor olabilir. Ama çocuklara böyle birşey tabiki söylenmezdi. Sonuçta denemek için birbirlerine girerlerdi veletler maazallah:) Sonuçta ölümsüzlüğü devredebilen bir kadın böyle birşey de yapabiliyor olabilir.
25.Açıklanmadı. Zira çok saçma idi.
26 Bu soru da sanırım 5. sezonda açıklandı. Zaman atlamarı doğal olmayan birşey olduğu için insan beyni buna tepki gösteriyordu. Tam hatırlayamıyorum ama 5. sezonda Danial Faraday bunu açıklıyordu bu dediğime benzer şekilde.
27.Bilemiyorum ama Araftaki zamanlarını görüp bunu ikisininde yaşadığı normal bir hayat sanmış olabilir. Yani bir nevi forsight gibi bir yeti. Anlık. Ama açıklanmadı.
28. Adanın asıl işlevinin Hades'in dünyaya açıldığı kapak veya tıpa olduğunu anladık. Bunu yapanların (Tanrılar veya tanrı) adanın insanlar tarafından bulunmasını imkansız olmasa bile zorlaştırmak için yaptıklarını düşünüyorum.
29.Açıklanmadı. Ayrıca çok da saçma.
30.Açıklanmadı. Ama en sondaki ışıkla, tapınaktaki havuzdaki suyun kesinlikle bir ilgisi var.
31.Bu soruyuda anlayamadım. Bilemedim.
32.Sanırım Hugo ve Benjamin ile hala adadalar. Kendi başlarına. Çünkü kaçmadılar.
33.Düğmenin amacı sürekli artan elekromanyetizmi deşarj etmekti. Her 108 dakikada sayıların girilmesi gerekiyordu. Ama neden sayı girilmesi gerektiği saçma. Sadece tek bir düğmeye basılan daha kolay bir sistem yapılabilirdi. Veya otomatik bir sistem :) Ama sonunda bunun da aynı zamanda Dharma tarafında psikolojik bir deney olduğu ortaya çıktı. Manyetizma vardı evet ama Dharma bunu deney içinde kullandı aynı zamanda.
34.Açıklanmadı.
35.Dogan tarafından yapılan test kastediliyorsa black smoke tarafından ele geçirilip geçirilmediği testi idi sanırım. Ama adada tek bir black smoke olduğu gerçeği varsa saçma bir testti.
36.Bu sanırım kara dumanın (ki kendisine pure evil, bir nevi şeytan göndermesi çokça yapıldı. Ama değildi.) İkna kabiliyeti, insanları doğrulardan çeldirme gücü ile ilgili. Bütün dinlerde de şeytan için böyle atıflar yapılır. Yani şeytanla bir kere pazarlığa oturursanız baştan kaybetmişsinizdir. Hiç konuşmamak ve tanrıya sığınmak en doğru yol :)
37. Kara duman, yüzlerce yıldır var olduğu için zaman içerisinde böyle bir kabiliyeti olduğunu anlamış olabilir veya bu yeteneğini sonradan geliştirmiş olabilir ama açıklanmadı.
38.Kara duman, siyahlı elemanın ışık kaynağına düşmesi, ve ruhunun bedeninden ayrılması ile var oldu. Bkz. 8. soru.
39.Açıklanmadı.
40. Ağaçların yanından geçmek varken onları söke söke gelmesine benim tek yorumum sinirden olsa gerek:)

Saygılar.

12 Mart 2010 Cuma

Pırıvisli On Lost

Bu diziyi izlemeyen var mı bilmiyorum ama bana artık feci şekilde daral gelmiş durumda. Afakanlar veya afacanlar her neyse onlardan basıyor arkadaş her hafta. İzledik, izledik beş yıl geride kaldı. Bu beş yılın büyük bir bölümü de bekleyerek geçti. Sen neymişin be arkadaş? Hasta ettin kendine, ama karşılığında hiçbir şey vermedin bize. Aynı sigara gibisin be! Artık sırf inattan seyrediyorum seni. Öyle keyif aldığım filan yok. Tek düşüncem “Bitsede gitsek”
Buradan kimse kusura bakmasın dizide oynayan karakterlere (Oynayan oyunculara değil) üç-beş kelamım olacak.

Jack Sheppard: İlk başlarda sevdim seni. O doktor hallerinle herkesin kırığına, çıkığına, dikenine koşturdun gözüme girdin. Ama bölümler geçtikçe dağıttın kendini. İçkiye, hapa vurdun. Gerçi biliyoruz hepimiz sebebini (bkz. Kate Austen) Ama değer mi Jack Sheppardım? Sen ki Birinci sınıf bir omurilik cerrahısın. Kendini harap ettin bu yellozun yolunda. Bu kadar mallık yaptın en sonunda okyanusa aval aval bakar düşünürsün işte öyle.

John Locke: Başından beri bu adamda bir numara var dedik. Ki bunda haklı çıktık. Ama e be senaristler şu dizide en çok sevdiğim adamı o adam olmaktan çıkardınız, siyah duman yaptınız. Ne diyim Mr. Eko (Adebisi) kovalasın sizi. Neyse, artık black smoke da olsan yinede seviyoruz seni arkadaş. Yak, yık, senin icraatlerin olmasa bu dizi gider 5 sezon daha. Bende mal mal izlerim. Öldür hepsini, gebert.

James Ford: Veya Sawyer. Ya sen ne biçim adamsın? Daha adaya ilk düştüğün günden beri böyle bir bad boy havaları, bir pelerin savurmalar, bir adam sendecilik. Ama aferin aferin. Onsekizinden, kırkbeşine kadar baya bi yer ettin kadın hayranlarının kalbinde. Ama kutup ayısı vurmaktan daha yararlı bi icraatini göremedik şimdiye kadar Lefleur efendi.

Hugo Reyes: Şirinsin, Ama bir o kadar da malsın. Kıvırcık şişko seni. Adada dadandın mangoya, avokadoya ama o kilolar nasıl hala duruyo ben anlamadım. Heralde milletin yediğinin 10 katını yiyosun. Dombili. Ama sana da fazla yüklenmemek lazım en azından Star Wars fanısın.

Kate Austen: E ben sana ne diyim be kadın! İçten pazarlıklı çilli çiyan seni. İz sürmekten iyi anlıyorsun birde iki tane filinta gibi delikanlıyı birbirine düşürmekten. O Claire, çocuğunu aldın diye baltayı indiriverse kafacığına o kadar mutlu olacağım ki. Sana ne desem az. Hani başlarda hikayen ilginçti. Kolların kısa olmasına rağmen güzelde bir hatunsun ama o kadar cıvıdın ki yedin bitirdin kredileri. Öl artık.

Benjamin Linus: Pörtlek kurbağa seni. O kadar yalan dolan, dalevere sonunda böyle kendi mezarını kazarken bulursun işte. Ağladın zırladın Ilana’ya affettirdin kendini. Ama sen ne üçkağıtçısındır ben bilirim. Eline geçse bir pislik yaparsın bizim lostilere. Tam Elba adasındaki Napolyonsun diyeceğim ama Napolyona hakaret olur bu. En azından Waterloo’ya kadar bütün Avrupayı ele geçirmişti Napolyon. Sen daha 3-5 istasyonu elinde tutamadın. Armut.

Sun & Jin Kwon: İkinizi beraber yazdım. Çünkü ancak ikiniz bir adam edersiniz. İbişler. Hanginiz aday belli değil ama bence ikinizden de aday maday olmaz. Dizideki romantik unsur musunuz nesiniz? Onu da anlamadım. Yararınızda yok zararınızda. Takılın öyle.

Miles: Ölü sevici, emo Çinli seni. Ölülerle konuşuyorsun iyi hoş anladık da. Bir faydan olsun be arkadaş bir şeye. Birde bi havalar, bir bu dağları ben yarattım havası. Uyuz herif. Ancak milletin mezarını kazıp elmaslara çök sen. Bir ne oluyor? Nasıl yırtıcaz buradan diye düşünmek yok. Ilana ne derse onu yap sen daha.

Richard: Veya namı diğer Richardus. İlk başlarda vampir gibi yaşlanmamandan dolayı aha dedik bütün sır bu herifte. Bu adam çözecek herşeyi. Tabi bu lost gene ters köşeye yatırdı bizi. Bütün sırrı çözecek adam almış dinamiti eline “Yetti artık, jakob’cığımda öldü. Yaşamanın anlamı kalmadı böhü böhü” diye zırlamaya başladı. Arkadaşım tamam çok seviyosun Jakobı. Ama ölümsüzsün be adam. Çıkıp gitsene adadan. Git. Amerikaya git. Bırak o sarı uyuzu. Hayatında bir kere karşı cinslerle ilgilen. Ne biliyim bi Megan Fox var, bir Erin Cummings var. Bunları da yaşamadan ölme. Ama yok baştan anladık senin o sürmeli gözlerinden ne mal olduğunu.

Sayid Jarrah: Sevgili Republican Guardım. Sen bu saydıklarımın en salağısın. Gittin, kabak kafaya inandın, sonra geldin Ujiyo’yu boğdun, John Lennon’unumuzu da kestin. Sonra oturursun öyle havuzun başında 5 yıldızlı otellerin şebelek animatörleri gibi. Hayır sende hiç mi akıl yok. Dark sida geçen kime ne zaman hayır gelmiş? Misal Anakin. Palpatine’nin köpeği oldu. Taktı maskeyi; kuuupe kuuupe ancak. Birde ne işe yaradığını anlamadığım bir pano var kıyafetinin önünde. Ancak o kadar. Anakin şapşalı bile en sonda doğru yolu buldu. Sen bulamazsan O çirkin Nadia sana haram olsun. Veya dur olmasın.

Jakop & Esau(Black Smoke): Size ne denir ki? Madem bu kadar evil twinlersiniz, Habille Kabilsiniz ya sahilde bi güreşsenize bir kere. Kündeye gelen tıpış tıpış alsın voltasını. Veya ne bileyim el kızartmaca oynayın, best of three taş-kağıt-makas oynayın. Veya siyah beyaz hesabı oturun bi tavla atın o daha çok uyar size. Yenilen alsın tavlayı koltuğunun altına gitsin ne yaparsa yapsın. Ben 6 yılda bıktım, siz hala bıkmadınız. İnce ince planlar, acayip acayip listeler ne sabır varmış sizde.

Eski sezonlarda arka planda ateş yakan, odun toplayan Lostiler: Size saygım sonsuz. Öldünüz, kurtuldunuz bu malların elinden. Ruhlarınız şad olsun.

Saygılarımla.

P.S: Ve bütün bu yazdıklarımla ilgili şu linke bir göz atmanızı rica ediyorum.

http://img.photobucket.com/albums/v633/njscorpio/Lost/BenandSayid.jpg

12 Kasım 2009 Perşembe

ODTÜ deki Hocam Sorunsalı

Merhabalar sevgili blog sakinleri.Hepiniz bilirsiniz ki şehrimizin güzide üniversitelerinden ODTÜ de yaygın olan bir hitap şekli vardır.Hocam. Ben bu duruma isyan ediyorum artık. Hani öğrencilerin, akademik personele, öğretim görevlilerine hocam demesini anlıyorum. Bunu hepimiz dedik okul yıllarında. Ama artık kapıdaki güvenlik görevlisinden, kantinciye kadar herkesin ağzına yapışmış bu hocam lafından bana gına geldi artık. Kapıdan girerken başlar bu sıkıntı.

Güvenlik görevlisi:Hocam nereye geldiniz?
Ben:İşte bir arkadaşı görücem bik bik.
Güvenlik görevlisi:O zaman bi kimlik alayım hocam.
Ben:Al..

Yukarıdaki dialog aynen yaşanmıştır. Yani bi kimlik verin de. Bi kimlik alayım de. İlla sonuna hocamı eklemen mi gerekiyo be adam? Dolmuşa binersiniz. Ne kadar dersiniz? Yani kaç lira anlamında sorarsınız? ODTÜ'nün dolmuşçusu bile 85 kuruş hocam diye cevap verir. Kantincisi bile böyle bu okulun. Şeker şurda hocam, para üstün hocam.Artık bu hocam konusu o kadar kanıksanmış yerleşmiş ki; adamların internet sitesi bile hoccam.com. Birde can sıkıcı diğer bir konu ODTÜ lü arkadaşınızla ODTÜ dışında bir yere gidersiniz. Örneğin sıradan bir kebapçıya. Ben normal bir insan olarak "Bir iskender bide kola" diye siparişimi veririm. Arkadaş "Hocam bir kaşarlı pide" diye patlatıverir siparişini. Garson uyuz uyuz bakar. Yapma şunu sağda solda diye arkadaşınıza çıkışırsınız o hemen savunmaya geçer. Aaa nesi var bunun? Çok doğal bir hitap şekli ama bu diye. Evet senin dar çevrende çok doğal bir hitap şekli olabilir ama işte ODTÜ dışında garsona, büfeciye, yol soracağın sokaktaki adama göre doğal değil. Bana göre de çok yavşakça. Sinir bastı yazıyı bitireyim.

Saygılarımla

13 Ağustos 2009 Perşembe

Çocukluğumuzun Çizgi Filmleri - 1

Herkese Merhaba,

Farkettim ki yine sevgili blogumuza uzun zamandır yazı yazmış değilim. O yüzden hem bişeyler çiziktirmek hemde benim gibi nostaljik takılmayı sevenlere faydalı olmak için çocukluğumda (Bu dönem benim için 1980 ler oluyor) severek izlediğim çizgi filmlerden bahsetmek istedim. O zamanlar baya bi çizgi film izlediğim için bunu malesef bir yazı serisi olarak yazacağım. Çizgi film diyorum çünkü sanırsam o zamanlar anime kavramı bu kadar yaygın değildi. Yanılıyor da olabilirim tabi.Konunun üstatlarından düzeltmelerini ve yorumlarını esirgememelerini rica ediyorum. Sevdiğim çizgi filmleri hem kendi hatıralarımdan hemde internetten biraz araştırarak paylaşmak istedim.


He-Man: Çizgi filminden önce Mark Texeira isimli bir şahıs tarafından mini çizgi roman olarak yayınlanmaya başlayan bir hikaye. Filmation tarafından çizgi filminin yapılması karar verilince, çizgi romandaki He-Man karakteri revize edilip hikayesi değiştirilmiş. Çizgi romanda; Eternian Kabilesinden olan barbar He-Man, çizgi filmde Eternia kral ve kraliçesinin oğlu olan Prens Adam’a dönüştürülmüş. Bunun dışında Castle Grayskull(Gölgeler Şatosu) ve He-Man’in meşhur kılıcı konusunda orijinal hikayeye sadık kalınmış. Tabi He-Man’in ikiz kız kardeşi She-Ra’yı da unutmamak gerekli. Hemen hemen herkesin bildiğini tahmin ettiğim için kısa geçiyorum.


Robotech: Tek bir çizgi film sanıyordum ama öğrendiğime göre farklı 3 adet serinin ortak ismiymiş. Bu 3 Seri toplamda 85 bölümden oluşuyor. Ülkemizde sanırsam sadece belli bir kısmı gösterildi. Seyredenler hatırlar; hikaye bir bölümde aniden değişivermişti. O zaman çocuk aklımla anlamamıştım. Meğerse TRT birden bire bir seriyi yayınlamayı kesip başka bir seriyle devam etmiş. Bu üç serinin adları; The Super Dimension Fortress Macross, Super Dimension Cavalry Southern Cross ve Genesis Climber Mospeada.Bütün dünyada çok geniş bir hayran kitlesine sahip olan Robotech’in seri animeler dışında uzun metrajlı anime filmleri de bulunmakta. Kendi başına bir tür yaratan (Macross veya Mecha), başarısından dolayı sürekli taklit edilen Robotech’i de anmamız gerekiyordu listemizde.


Voltron: Ülkemizde Voltran olarak okunur. Hangimiz izlemedik, sevmedik? Yapım ülkesi Japonyada 1984-1985 yılları arasında gösterilmiş. Sanırım bizim ülkemizede yine aynı tarihlerde veya 1-2 yıl gecikmeli geldi. Çeşitli araçların birleşip bir robot oluşturması ilk defa Voltron’da ortaya çıkmıştır. Bu anime’de başarısından dolayı çok taklit edilmiş demek istemem ama terkrarlanmış.



Clementine: Dışarıdan bakışta erkek çocukları pek sarmayacak bir hikaye gibi gözükse de, özellikle 6-7 yaşlarında herhangi bir çocuğu çok rahatlıkla psikolojik rahatsızlığa itebilecek bir Fransız Çizgi Filmi. Seyrettikten sonra yarım saat boş boş camdan dışarı bakmamı çok iyi hatırlarım JBunu herkes izlememiş olabilir; konusundan kısaca bahsetmek isterim. Ünlü bir savaş pilotunun kızı olan Clementine, 10 yaşında bir uçak kazasında felç olup, tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştur. Bacaklarındaki felce bir çare bulmak için ailesiyle birlikte dünyayı gezmeye başlar. Bu seyahatleri sırasında bir yandan da Koruyucu Meleği Hemera ile birlikte iblis Malmoth’a karşı sürekli mücadele halindedir.Serinin yaratıcısı Bruno-René Huchez, hikayeyi, kendi çocukluk anılarından oluşturduğunu belirtmiştir. Serinin 2006 yılı

nda dvd si çıkmıştır. Dediğim gibi kesinlikle 6-7 yaşındaki çocuklara izletilecek bir çizgi film değil.


Les Mondes Engloutis: Ülkemizde “Kayıp Dünyalar” ismiyle yayınlanmıştır. Yine bir Fransız çizgi filmi. 26 bölümlük 2 Sezondan oluşan “Kayıp Dünyalar” dönemin Fransız çizgi filmleri gibi biraz bunalım bir atmosfere sahip. Hikaye kısaca özetlemek gerekirse; Dünya üzerinde yaşanan büyük bir felaketten sonra sağ kalanlar yer altına inip Arkadia kentinde güvenli bir şekilde yaşamaya başlarlar. Yer altında ışık ve hayat kaynağı olması için Tehra isimli yapay bir güneş yaratırlar. İnsanların yüzeye

dönmelerini engellemek için yaşlılar, eskiye ait her kaydı ve arşivi toplarlar ve kilit altına alırlar.Ama birgün Tehra isimli yapay güneş ölmeye b

aşladığında birşeyler yapılması gerekmektedir. Bir grup Arkadialı çocuk gizlice yasak kütüphaneye girip yüzeyle ilgili bilgileri öğrenince hikayemiz başlar. Dönemin çizgi filmlerine göre oldukça derin bir konusu olan “Kayıp Dünyaları” da saygıdan listeye aldım.


Space Adventure Cobra: Kısaca Cobra olarak da bilinmektedir. İlk önceleri ki sanırım 1974 yılıymış, manga olarak başlayan seri tutulunca ilk başta anime film sonrada anime serisi olarak çekilmiştir. Star Wars’daki Han Solo karakterine çok benzeyen Cobra, gemisiyle kaçakçılık,korsanlık yaparken bir yandan da acayip uzaylılarla uğraşmaktadır. İzleyenler hatırlayacaklardır, Cobranın normalde bir kolu Psychogun isimli bir silahtır ve doğrudan beynine bağlıdır. Azda olsa adult içerikli bir anime seyretmeyenlere tavsiye ederim.


Transformers: Anlatmaya gerek var mı? Çizgi filmin başarısından sonra, bu kadar yıl geçse bile Hollywood bu cevheri unutmadı. İki film çevrildi. Daha da çekilsin izleyelim. O araçların dönüşme sebebini kim hatırlamaz ki?


Thundercats: Orijini Amerika olmasına rağmen zamanının Japon animeleri kadar kaliteli bir seri. O kadar çok sevildi ki, Simpsons veya Sout Park gibi nispeten modern çizgi filmlerden önce en çok sezon gösterilen çizgi filmlerden birisi oldu. İlk sezonu yanlış duymadınız 65 bölümden oluşan arada uzun bir filmi bulunan ve 20 şer bölümlük 2,3 ve 4. sezonla devam eden mükemmel bir çizgi film.


Evet yazımız çok uzadı. Artık diğerlerini de öbür yazımızda inceleyelim. Görüşmek üzere der, esenlikler dilerim.



31 Ocak 2009 Cumartesi

Pearl Jam - Black

Hey...oooh...
Sheets of empty canvas, untouched sheets of clay
Were laid spread out before me as her body once did
All five horizons revolved around her soul
As the earth to the sun
Now the air i tasted and breathed has taken a turn
Ooh, and all i taught her was everything
Ooh, i know she gave me all that she wore
And now my bitter hands chafe beneath the clouds
Of what was everything?
Oh, the pictures have all been washed in black, tattooed everything...

I take a walk outside
I’m surrounded by some kids at play
I can feel their laughter, so why do i sear
Oh, and twisted thoughts that spin round my head
I’m spinning, oh, i’m spinning
How quick the sun can, drop away
And now my bitter hands cradle broken glass
Of what was everything
All the pictures have all been washed in black, tattooed everything...
All the love gone bad turned my world to black
Tattooed all i see, all that i am, all i’ll ever be...yeah...

Uh huh...uh huh...ooh...
I know someday you’ll have a beautiful life, i know you’ll be a star
In somebody else’s sky, but why
Why, why can’t it be, why can’t it be mine

Bu parçayı neden bu kadar geç keşfettim :(

17 Ekim 2008 Cuma

Serzeniş

Merhaba arkadaşlar,

Herkesin geçmiş bayramını kutlamakla birlikte, sağdaki şu pollun yerine yeni bir poll koyarsanız çok sevinirim. Bayram biteli günler oldu. Kaldırın şunu. Yok eğer bahsettiğiniz önümüzdeki kurban bayramıysa neden oy veremiyoruz buna?

Saygılarımla

26 Ağustos 2008 Salı

Sevgili blog sakinleri. Yokluğumda bloga neler olmuş böyle? Sırf müzik muhabbeti. Müziği severimde bayar böyle şeyler sürekli sürekli.
Geyik nerde? Film yorumlarına ne oldu? Şu film yorumları atan kızcağıza da çullandınız kaçırdınız. Oysa ne güzel kariyer yapma hevesindeydi buralarda:(
Yazık oldu. Neyse hem dönüş yazısı babında bir yazı olsun bu. Hemde bilgilendirme amaçlı bir post atayım. Okuyan okusun, okumayanda gitsin ipodunda müziğini dinlesin, guitarını tıngırdatsın.

Bu yazı şirketlerle ilgili bir yazı. Oha ne bayık dediğinizi duyar gibiyim. Burdaki gençler gelemez böyle şirket mirket gubik işlere bilirim. Ama bu şirketler normallerinden biraz farklı. Okuyun anlayın. Bilmemek değil öğrenmemek ayıp.

Şimdi bu şirketler, oynadığımız bilimum saçma sapan oyunlarda, seyrettiğimiz filmlerde geçen, aslen varolmayan, varolmasını da pek istemeyeceğimiz cinslerden. Aklıma gelenleri sırayla yazıp birkaç cümle ile açıklamaya çalıştım. Sizinde aklınıza gelen olursa ekleyin diycem ama şüpheliyim bunu yapacağınıza.

Shinra Electric Power Company: Veya kısaca Shinra Company. FF7 de geçen, gezegenin enerjisini insafsızca sömürüp tüketen, aynı zamanda acayip genetik projelerle ve silah geliştirmeyle uğraşan bir değişik şirket.
Umbrella Corporation: İşte bu listenin en kötüsü bence. Gazetede iş ilanını filan görürseniz gazeteyi hemen bir kenara atın. Hatta olmadı yakın. Bu ne hırstır? Adamlar biyolojik silah yapacağız diye dünya nüfusunun nerdeyse %99'unu zombiye çevirdiler. Hala uslanmadılar.
Weyland-Yutani: Alien serisinde adı sıkça geçen şirket. Genelde adı söylenmez. Sadece "Şirket" diye bahsedilir. Solar sistem dışındaki insan kolonilerini yöneten şirkettir. Kar olan her projede insan hayatını kolaylıkla harcayabilirler. Alien 4: Resurrection'da yok olduklarını öğrendik. Rahatladık.Temel projeleri xenomorph adı verilen yaratıkları ele geçirip biyolojik silah yapmaya çalışmaktı.
OCP: Robocop serisinde adı geçen şirket. Uzun adı Omni Consumer Products. En temel ev gereçlerinden, ordu için silah geliştirmeye kadar bir sürü işin alında imzası vardır. Daha sonradan japon Kanemitsu Corporation tarafından satın alınmıştır.
Hanso Foundation And Dharma Initiative: Lost'ta adı geçen iki organizasyon. Listeye aldım ama bu adamlar sonuçta iyide çıkabilirler. O yüzden fazla atıp tutmamak lazım burda bilmeden.
Tyrell Corporation: Blade Runner'da adı geçen şirket. Bu şirketin ana ürünü, insan benzeri replicant adı verilen kopyalar yapıp satmaktır. İnsandan daha insan.. gibi bir sloganları vardırki bu resmen kafirliktir. Adamımız Roy Batty, Tyrell şirketinin başındaki Dr. Eldon Tyrell'i parçalayarak öldürünce bu kafirlik son bulmuştur.
LexCorp: Başında hain Lex Luthor'un bulunduğu büyük şirket. Bu şirket Metropolisin nerdeyse tamamına sahip olmakla birlikte, gelirinin büyük kısmı yasadışı işlerden, silah ve uyuşturucudan gelmekte.

Son olarak aklıma gelen Microsoft :) Sizinde aklınıza geliyorsa ekleyin bizde öğrenelim.

Saygılarımla.

23 Mayıs 2008 Cuma

Elveda

Bugün sabah attığım bir yorumun tarafıma hiç sorulmadan veya haber verilmeden silinmesinden dolayı çok kırgın olduğumu belirterek, tartışma ortamının kalmadığı bu blogda daha fazla yazamayacağımdan dolayı yazarlıktan ayrılmak istediğim için bu son elveda postunu atıyorum.

Derleme ekibine yayın hayatında başarılar diliyorum.

Saygılarımla.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Cobra Kai Dojo


Efsane film Karate Kid'de adı geçen bu karate salonunun derleme yazarı arkadaşlardan bazıları ve benim için çok özel bir yeri vardır. Özellikle karate sporunun felsefesini değiştirip yeni bir anlam kattıkları için kendilerine teşekkürü bir borç bilirim. Geçtiğimiz günlerde farmerfam'le gittiğimiz metucon'da aklımıza gelen bu karate salonunu, bütün derleme ekibi ile beraber anmak istedim. Demin bahsettiğim karate sporunun felsefisini değiştirmek konusunu biraz daha açmak isterim. Karatenin felsefesini bir yabancı sitede bulduğum şu metinden alıntı yaparak anlatabiliriz.

"Karate is a BUDO (Japanese martial art) for which the purpose is not to win against an enemy outside of your body but to win against yourself. That means to win against your fear, doubt, indecisiveness and to be surprised by nothing."

Sizinde okuduğunuz gibi bu felsefe çok abidik gubidik ve saçma sapandır. Biz Kobra Kai Dojo sevenler olarak bu felsefeyi reddediyoruz ve şunu savunuyoruz.

STRIKE FIRST! STRIKE HARD! SHOW NO MERCY!

20 Mayıs 2008 Salı

My Dying Bride - The Crown of Sympathy

See the light and feel my warm desire, run
through my veins like the evening sun. It
will live but no eyes will see it. I'll bless your
name before I die. No person in everything can
shine, yet shine you did, for the world to see.
All a man hath will he give for life? For life
that's lost bleeds all over me. I'd fallen before
but it never hurt like this. Don't leave me here
to crawl through the mire. I'm without fault
before the throne of god. Take from me the
crown of sympathy. What do you think you'll
see? What do you think there will be? Sit down!
Did you see the sun? What will we become?
Great ones? The mouths that dare not speak his
name, behold them, raised, complete and fine.
The battle for our lives is oh, so brief. Take my
hand and please walk with me. When I was
young the sun did burn my face. I let its love
and warmth wash over me. The melting voice of
many, in the hush of night. Whispering tongues
can poison my honest truth. Come dress me
with your body, and comfort me. I dreamt of a
dead child in my sleep. I wear a terrible
mark in my head. my clean, white bed. It calls
to me. I must lie down. and I want you to lay
with me, in sympathy. No sad "adieus" on a
balcony. For one last time, just walk with me.
At the beautiful gate of the temple, we must
be saved. For deadened, icy pain, covers all the
earth.

18 Mayıs 2008 Pazar

Bullitt (1968)


Merhaba sevgili blog sakinleri. İnsanın bazen çok neşeli günleri olur. Bugünde benim için o günlerden biri. 19 Mayıs sayesinde 3 gün tatiliz. Pazar günü erkenden kalktım. Proxy sayesinde youtuba girdim. Bir yandanda sevgili figment msnden güzel bir parça gönderiyor. Dışarıda güneş pırıl pırıl parlıyor ve kuşlar ötüyor. İnsan daha ne isterki? O yüzden bende blogumuza birkaç gün önce orjinal dvd sini aldığım ve hemen seyrettiğim güzel bir filmi yazayım dedim.
Filmimiz Bullitt.
1968 Yapımı muhteşem bir polisiye. Başrollerinde Steve McQueen'i (Kendisi gibi bir aktör daha gelmedi bir daha ne yazık ki dünyaya) Teğmen Frank Bullitt rolünde görüyoruz. Frank Bullit, mahkemeye çıkacak çok önemli bir tanık kendi koruması altındayken öldürülünce, suçluları yakalamayı bir ölüm kalım meselesi haline getirir. Ve olaylar gelişir. Filmdeki araba takip sahnesi o kadar güzelki 1968'den beri daha iyisi çekilmedi bence. Kaçan araba Dodge Charger ve arkasında 68 Ford Mustang. Yönetmen Peter Yates bu sahnede hiç müzik kullanmamış. Sadece arabaların gürül gürül motorlarını ve lastiklerin o ince sesini duyuyorsunuz. Bu arada iki arabayıda dublörlerin değil bizzat oyuncuların kullandığını belirtmeliyim. San Fransisco'nun inişli çıkışlı yollarında bu arabaları izlemek çok büyük bir keyif.

Film biraz eski evet ama eski filmlerin o samimi ve sıcak havası var. Ve malesef böyle filmler çekilmiyor artık. Ya dünyayı zombiler basıyor. Yada bir süper kahraman çıkıyor dünyayı yok olmaktan filan kurtarıyor. Konusu bu kadar basit ve aslında sıradan olan bu film o yeni filmlerin çok çok ötesinde. İzleyenleriniz varsa yorumlarını duymaktan mutluluk duyacağımı belirtir, iyi tatiller dilerim...

http://www.imdb.com/title/tt0062765/

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Synchronization



:) Yorum sizin...

2 Mayıs 2008 Cuma

Bloodsport - Kan Sporu (1988)





İşte arkadaşlar size muhteşem bir film. Açıklamaya pek gerek var mı?
Bu filmi seyretmemiş olanınız yoktur heralde. Varsa da yuh diyorum.
İzlemeyen varsa hemen izlesin adamı hasta etmesin. Şimdi filmin konusu hakkında kısa bir hatırlatma yapalım. Ve bu oscar alamamış ama her zaman gönül oscarlarımızı toplamış bu filmi saygı ile analım. Bu oscarlara tabiki J. Claude Vandamme'ın en iyi oyuncu oscarı da dahil.

Film,gerçekte yaşamış Frank Dux'un hayatını anlatıyor. Frank Dux'un bu kumite midir nedir ona girişi ve yaptığı işler. Tabiki film bu biraz abartı ve mutlaka kötü adam olmalı. Buradaki kötü adam ise, Chong Li(Bolo Yeung) sinir mi sinir bir çinli. Bu arkadaşı zaten genelde kavgalı dövüşlü bütün filmlerde kötü adam olarak görebilirsiniz. Kumiteye girdikten sonra bizim Frank Dux ve Chong Li bibirlerine gıcığı kapıyorlar. Final müsabakasına kadar çeşitli vurdu kırdı, patırtıdan ve çinlimizin yaptığı eşşekliklerden (Frank Dux'un en iyi arkadaşını dövüp bandanasını alması mesela) sonra asıl ölüm dövüşü başlıyor. Bu arada Chong Li'nin Vandamme'ın yüzüne attığı toz sahnesi ve sonrasına çok dikkat edin. Bu bir oyunculuk şaheseridir kanımca.

Neyse uzun lafın kısası, tekrar tekrar izlenecek, çocuklarımıza miras bırakılacak bir film.

işte imdb linki;

http://www.imdb.com/title/tt0092675/

19 Nisan 2008 Cumartesi

Anathema - A Dying Wish

I bear the seed of ruin
A golden age turned to stone
Elysium... to dust
For this, a tragic journey
A vision of a dying embrace
Scattered earth silence...

Where echonia wept
I sank into the silent desert
Fallen am i,
In solitude of a broken promise ...
I cried alone
My empyrean is a scar
From the memory of her beautiful life
Forever was her name
Fulfilment lost in a lifetime of regret
Ornate peace would cover me
As i would die now...
For one last wish

13 Nisan 2008 Pazar

My Dying Bride

İşte benim gibi bir adamı havalara uçuracak kadar mutlu eden bir haberi sizinle paylaşmak istedim. Bu postu atmadan önce bir şarkı ismine bakmak için official sitelerine girdim ve şu yazıyı gördüm:)

[25.03.2008] New Album Recording Started


Ya bu adamalar ben ölmeden veya onlar dağılmadan Türkiyeye konser vermeye gelicekler mi? Açık gidicek gözlerim ya.

6 Nisan 2008 Pazar

Fatboy Slim - Push The Tempo

İşte arkadaşlar çekilmiş en komik müzik videolarından biri. Seyredin, gülün, dans edin. Bahar geldi şenlenin.

http://youtube.com/watch?v=RGpkNPbSa2Q

29 Mart 2008 Cumartesi

Başlık Yok

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar

Geçti istemem artık gelmeni
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar..

Necip Fazıl Kısakürek

26 Mart 2008 Çarşamba

Lighthouse Family - Loving Every Minute


You told me not to make you wait
Then you don't call for days
You told me not to be too late
Then you don't come to me

How many times you gonna let me down?
You're keeping me hanging on i say
I'm wrapped around your finger
Never believed that if i find myself
Looking up to the upper hand and
Loving every minute baby

How am i, ain't gonna keep up as long as i
And oh my oh my, don't wanna quit after all this time

Totally lost the way you came
Rainbow coloured day
Opened out the way you changed
And then it all starts to fade

How many times you gonna let me down?
You're keeping me hanging on i say
I'm wrapped around your finger
Never believed that if i find myself
Looking up to the upper hand and
Loving every minute baby

How am i, ain't gonna keep up as long as i
And oh my oh my, don't wanna quit after all this time

How many times you gonna let me down?
You're keeping me hanging on i say
I'm wrapped around your finger
Never believed that if i find myself
Looking up to the upper hand and
Loving every minute baby

How am i, ain't gonna keep up as long as i
And oh my oh my, don't wanna quit after all this time

:P