Gözlem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gözlem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2012 Cumartesi

NAMM NAMM NAMM 2012

Dünyanın en büyük müzik fuarı!! Yılda iki kez oluyormuş..Buna gidemedik belki sonbahara gideriz?

http://www.namm.org/ bu amcaların linki!

buna çok güvenmedim.. buradan http://www.premierguitar.com/ gelişmeleri takip edin.. Hatta şu hatun şu an orada isteyin bir şeyler sizin için dener belki ...(hatun = http://www.facebook.com/rebeccadirks.pg)

20 Ağustos 2010 Cuma

Desertrose Kaş'ta

Evet, geçen seneki annemle gittiğim Marmaris tatilinden sonra, bu sene de süper bir Kaş tatili yapabilmek için netten baya bir araştırma yaptım. Görülecek yerler, yapılacak aktiviteler herşey hazır kafada, annem de uyar bana, 2'miz gideceğiz sonuçta. Süper, herşey yolunda amaa o da ne bir haber geliyorki dayım ve teyzem de gelecekmiş. Aha dedim s*çtım çünkü 2'si de birbirinden tembel ve uykucu, hiçbirşey yapmazlar anca deniz, otel. Geçenki yazımda belirttiğim gibi gerçekten de kahvaltı, deniz, otele dönüş, akşam yemeği, hafif bir akşam turu, otele dönüş ve uyku. 8 gecemiz böyle geçti.



Güneye gitmeyeceğim diye çok iddialı konuşurdum ama bu kuralı bozmuş oldum, ilk defa kollarımın kızardığını gördüm. İlk 3 gün kızarmış tavuk gibi geziyorsunuz hem de 30 faktör güneş kremi sürerek ve sürekli gölgede durarak. Gerçekten çok sıcak ama nem azdı neyseki. Sürekli mayışmış bir halde dolanıyorsunuz ki bizimkiler yaşayan ölülerin dünüşü modundaydı 8 gece boyunca. Fotodaki zavallı kedicik bile kendini musluğa atmış.



Kaş görebildiğim kadarıyla sevimli güzel küçük bir yer, dağlar arasında kalmış, neyseki tepelerde yapılaşma yok umarım da olmaz. Şimdilik temiz bir denizi var ve dar ve şirin sokaklardan oluşuyor. Marmaris ve Bodrum'daki barlar sokağı gibi sokakları var ama daha kısa ve tabiki o kadar çok bar yok, genelde takı, halı, hediyelik eşya ve restaurantlardan oluşuyor.



Bizim kaldığımız otele yakın olan plaj küçük çakıl plajı ama gerçekten de küçük :) Aynı zamanda burası halk plajı oluyor, bunun sağ ve sol tarafı 2 ayrı işletme tarafından işletiliyor. Ya halk plajına girip -asla gölge bir yeri yok- pişeceksiniz ve çakılların üzerinde kıçınıza taşlar bata bata oturacaksınız :)







Ya da güzelce bu işletmelere girerek konfor içinde ve kazıklanarak rahat rahat şezlongunuzda güneşlenip, gölgeye çekilebileceksiniz. Fiyatlar da et yemekleri 30- 40 arası, tavuk çeşitleri 20 civarı, makarnalar ve salatalar 10 - 15 arası değişiyor. Ama neyseki şezlong parası istemiyorlar :-) Buralarda da denize girmek için basamakları kullanıyorsunuz yani ayaklar yere değmiyor ona göre. Her yer kayalık aman dikkat. Kum falan yok. Bu arada sahilden girerseniz buz gibi bir suyla karşılaşıyorsunuz, kaynak suyu karışıyormuş galiba ama tesisten girerseniz ılık su sizi bekliyor.


Ramazan başlayınca otelde tek türk biz kaldık birara, neyseki sonra gelenler oldu ama sayılıydık. Sanki yabancı bir ülkeye gitmiş gibi hissettim kendimi. :) Dikkatimi çeken bir nokta da hiç üstsüz turist yoktu, acaba ramazana mı uyum sağladılar :-P


Araba varsa eğer biraz ilerde büyük çakıl plajı var, 25 dkka uzaklıkta Kaputaş Plajı (192 basamakmış) var, Patara var, Saklıkent var. Bunların hepsine gidecektim hepsine ama çakıl plajına çakıldık kaldık. O yüzden bu bölümün fotosu yok, ah ah, of of....



Neyse 3. gün tek hareketli günümüz oldu Kekova ve Adalar turu yaptık. Sabah çıktık akşam döndük bir o güzeldi. Pek çok yerde durduk, gezdik, yüzdük. Kavga etmediğimiz tek gündü diyebilirim :) Burası da Kaleköy. Çok şirin bir yerdi. Bütün fotoları koyamıycam :)






Tabiki normal akşamlarda bizimkilerin uykusu 21.00'de gelmeye başlıyordu ama bu tekne gezisi bizimkileri bitirdi :)



4. gün akşamı bana geldiler artık, orda bir rock bar bulmuştum, anneme "yürü gidiyoruz" dedim, hemen kabul etti neyseki. Gittik barın oraya hemen yukarı çıktım bizimkiler beni aşağıda bekledi, ben de yukarı çıkıp ordan anneme bağıracaktım "anneee gel, burda yer var" diye ve bunu da yaptım :) Oturdum bir yere oh be müzik güzel, 80'ler Guns'n Roses çalıyor, süper, derken bir baktım ki 3'ü de geliyor! Eyvah rezil oldum :) Neyse bunlar etrafı bir inceledi ve gittiler, annemle tek kaldık. Bira içtik 33'lük ve 6 liraydı.



Aslında 4. günden sonra bizimkiler sıkılmaya başlamıştı. Kaş küçük, hep aynı yerleri geziyoruz, bir bank keşfettiler. Ondan sonraki akşamlar çıkar çıkmaz o banka gidip oturmaya başladık, ordan sonra da bir gece tek çıkmıştım yine dellendiğim bi geceydi, bunlara bir çay bahçesi buldum. Banktan sonra o çay bahçesine gidip adaçayı içer olduk her gece. Şu fotodan 3 tane daha var ama kıyafetlerim farklı :) Buraya oturur oturmaz annem hemen uyumaya başladı nedense :)


Artık tatil bitmek üzereydi. Son 2 gündü. Ne yamaç paraşütü (geçen seneki fiyatı 100 dolarmış) yapabildim ne de kanoya binebildim bari dalsaydım, bir kere dalmıştım, yine yapabilirim diye düşünceler sarmıştı beynimi. Son 2. gün yine uyuz uyuz şezlonglarda güneşlenirken bir anda yine atışmaya başladım bizimkilerle ve topladım eşyamı "yeter, ben gidiyorum dalmaya rahat bırakın beni" dedim çıktım gittim :) Kendimi o an en özgür hissettiğim andı. Koştur koştur bir tura gittim. Geç kalmışım 1 dkka içinde tekne kalkıyormuş kaçırdım tabi, tüh. Bende teknelerin oraya gitmeye karar verdim. Yine koşa koşa gittim. Dalışa giden teknelerden biri motoru çalıştırmıştı, "bir dakikaa" diye bağıra bağıra yetiştim, dolmuşa gider gibi :) adamlarda şaşırdı. Neyse tam gidiyolardı ama aldılar beni zamanında yetiştim, hehe süperdi süpeer. Bunun fiyatı da 50 TL'ydi.

İşte bir tatil daha böyle geçti ama söz verdi bizimkiler, seneye arkadaşlarımla çıkmama izin vereceklermiş tabi beni keklemiyorlarsa eğer:) ama bayan da lazım bana şimdi tek tek isim isteyecekler o zaman :)

Ay neyse benden bu kadar, biraz uzun oldu ama bayağı bir bilgilendiğinizi de düşünmekteyim sevgiler saygılar arkadaşlar :)

7 Ağustos 2009 Cuma

Tatil İhtiyacı . . .

Evet arkadaşlar, bu tatil yazıları ardından bende bir tatil yazısı yaziim dedim. Benimkisi daha çok tatil ihtiyacı yazısı. bu tatili çok büyütüyorum gözümde sanırım. bir sene çalıştıktan sonra tatil hakkım olan 2 haftayı kazanmış durumdayım. ve bunun da yaklaşık bir haftasını o düğün senin bu düğün benim diyerek yemiş durumdayım. ve sonuç elimde 1 haftalık tatil kaldı. onada bir iki plan yaptık ancak şimdiden bitince noolacak korkusu sardı beni. hani böyle yaz tatilinin sonlarına doğru okul zamanları bi sıkıntı çöker ya içinize. ne oynadığınız oyundan bişi anlarsınız ne izlediğiniz televizyondan. Yada pazar günü hafta sonunun bittiğini iliklerinizde hissedersiniz.
İşte öyle birşey benimkiside. tek problem bu duygunun tatilin son günlerinde değil de, şimdiden içime oturmuş olması. Yani daha başlamamış bir tatil biticek diye üzülüyorum. Neyse hele bir başlasında, bakalım hayırlısı dielim o zaman.
onun dışında bir önceki bayram tatilinde 3, 5 günlük foça tatilimiz dışında doğru düzgün tatil yapmadan geçen bir sene var. Öyle yorgun hissediyorum ki. Sanırım yaşlanmak böyle birşey hehehe. sürekli bir şeyler eksik gibi, sürekli bir durgunluk, böyle yediğinden içtiğinden zevk alamama gibi belirtileri var bu tatil ihtiyacının. En azından benim belirlediklerim bunlar. bir konu üzerine uzun süre konsantre olamıyorsanız. dikkatiniz normalden çok daha çabuk dağılmaya başladıysa, sürekli bir halsizlik, yorgunluk ve uyku hali varsa, ne kadar uyusanızda yetmiyor ve daha da çok uyumak istiyorsanız, tamam demektir. Siz olmuşsunuz (;> sizinde tatile ihtiyacınız var.
o zaman bu kadar gevezelikten sonra bir iki tatil hayali resmi paylaşmak istiyorum. Sevgiler saygılar. Tatile gidip gelince detaylı tatil değerlendirme yazısını da atıcam.

15 Ocak 2009 Perşembe

Zod Modu ? 2008 01 15


Aylardan Ocak, 15 nci gün demişler zamanında saymaya başlayanlar bu güne, bende öle diyeyim de bozulmasınlar(;> yıllarıda saymışlar 2009 çıkmış bu yılın rakkamı. . .

İşte böle bir zamanda işten çıkmış yorgun argın bitkin hafta ortasıyken, hiç hesapta olmayan kararlar alarak Zodyac a geldim. Fonda çalan hafif jazz eşliğinde akmaya çalışıp akamayan trafiğe takıldı gözüm. Trafiğin bu tarafında olup oturup biramı içerken yemeğimi yerken trafiğin sıkıştığını görmek ayrı bir haz veriyor insana. bu o an evine gitmeye çalışan insanların acı çekmesinden zevk almak değilde daha çok doğru bir karar vermenin verdiği hafiflik ve rahatlık gibi bir şey. anlatması zor bir duygu.

İşinden çıkıp evine ulaşmaya çalışan insanlara tavsiyem özellikle hafta ortasında kendilerine bir es vermeleridir. İş çıkışı sevdikleri en yakın mekana gitsinler bir kadeh birşey içsinler, yemeklerini dışarda yesinler iş çıkış zamanını geçirip eve gitmeyi denesinler ve eve ne kadar geç gittiklerine bir baksınlar. Şayet otobüs dolmuş benzeri toplu taaşıma aracı kullanıyorsanız farkın yarım saat yada en kötü 1 saati geçmeyeceğini göreceksiniz. Ancak asıl farkı haftanın kalan iki gününde yapacaktır. daha zinde olucaksınız hafta sonuna çok ta yorgun girmeyeceğiniz için kendinize zaman ayırabileceksiniz hafta sonu. . .

En azından ben böyle düşünüyorum. Araştırmacı vede denemeci yazarınız happy owl ironic zodyac tan denerr (;> sevgiler saygılar . . .

12 Ocak 2009 Pazartesi

Freaking Jingle Bells

Arkadaşlar benim çok hoşuma giden bu çalışmayı sizlerle paylaşmak istedim, sevgiler saygılar (;>

Freakin Jingle Bells!!! from Mark Pfeffer on Vimeo.

9 Ocak 2009 Cuma

İstatistiki Bilgilerle Geride Kalan 2 Sene 2007- 2008

Happy Owl Ironic ;
Toplam =140 yazı atmış
Ortalama Ay Başına Düşen Yazısı;5,833333
Max yazı Attığı Ay; Şubat 2007 (26 yazı)
Son Attığı yazı; Aralık 2008

Deserthawk ;
Toplam =125 yazı atmış
Ortalama Ay Başına Düşen Yazısı;5,208333
Max yazı Attığı Ay; Ocak 2008 (21 yazı)
Son Attığı yazı; Aralık 2008

Fücur ;
Toplam =89 yazı atmış
Ortalama Ay Başına Düşen Yazısı;3,708333
Max yazı Attığı Ay; Şubat 2007 (15 yazı)
Son Attığı yazı; Ağustos 2008

Atıl ;
Toplam =42 yazı atmış
Ortalama Ay Başına Düşen Yazısı;1,75
Max yazı Attığı Ay; Şubat 2008 (7 yazı)
Son Attığı yazı; Ağustos 2008

Silentmoon ;
Toplam =29 yazı atmış
Ortalama Ay Başına Düşen Yazısı;1,208333
Max yazı Attığı Ay; Şubat 2008 (5 yazı)
Son Attığı yazı; Ekim 2008

FarmerFam ;
Toplam =27 yazı atmış
Ortalama Ay Başına Düşen Yazısı;1,125
Max yazı Attığı Ay; Nisan 2008 (7 yazı)
Son Attığı yazı; Eylül 2008

Figment ;
Toplam =26 yazı atmış
Ortalama Ay Başına Düşen Yazısı;1,083333
Max yazı Attığı Ay; Nisan 2008, Şubat 2008 (4 yazı)
Son Attığı yazı; Ağustos 2008

Bloodlust ;
Toplam =25 yazı atmış
Ortalama Ay Başına Düşen Yazısı;1,041667
Max yazı Attığı Ay; Mayıs 2008 (6 yazı)
Son Attığı yazı; Ekim 2008

Deniz Akçadoğan ;
Toplam =7 yazı atmış
Son Attığı yazı; Haziran 2008

Fitne ;
Toplam =6 yazı atmış
Son Attığı yazı; Şubat 2007

Silvana;
Toplam =5 yazı atmış
Son Attığı yazı; Haziran 2007

Aysu;
Toplam =4 yazı atmış
Son Attığı yazı; Ocak 2008

Aikanaro;
Toplam =4 yazı atmış
Son Attığı yazı; Nisan 2007

Floodwillbeking;
Toplam =4 yazı atmış
Son Attığı yazı; Nisan 2007

Burhanettin;
Toplam =3 yazı atmış
Son Attığı yazı; Haziran 2007

Sinan;
Toplam =3 yazı atmış
Son Attığı yazı; Şubat 2007

Daytripper;
Toplam =1 yazı atmış
Son Attığı yazı; Nisan 2007

Bozuk para, Rumble Fish, Hasbi-Tembel, ŞFKM
Toplam = 1'er yazı atmışlar
son attıkları yazı; Şubat 2007

Ellesar, Erthem
Toplam = 1'er yazı atmışlar
son attıkları yazı; Ocak 2007

Gelmiş geçmiş bütün yazarlara emeklerinden dolayı teşekkür ederim. Yeni yılda nice yazılara imza atmanız dileğiyle. . .

7 Ocak 2009 Çarşamba

Metrodaki Kemancı

Arkadaşlar bu yazıyı sevdiğim bir gezgin arkadaşımın myspace adresinden olduğu gibi aktarıyorum.
Kendisinin adresi; http://gamzetuysuz.spaces.live.com/'dur vakit buldukça kontrol etmenizi tavsiye ederim. sevgiler saygılar.

Metrodaki Kemancı

Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.
Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.
Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.
Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocu k önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı..

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in ö ylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? İdi...

Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?

25 Aralık 2008 Perşembe

Microsoft Photosynth

ve teknolojinin ne kadar çabuk ilerlediğine bir örnek daha sevgili derleme sakinleri. bir kaç ufak kurulum dosyasını indirip kurduktan sonra explorerınızla yada fire foxunuzla rahatlıkla hayret etmeye başlaya bilirsiniz. asıl olarak programın yaptığı iş şudur. kurarken size bir hesap oluşturuyor. bu hesaba albüm upload ediyorsunuz. albümünüzdeki resimleri 3D olarak eşleştiriyor ve o resimler içinde dolaşma imkanı veriyor.
http://livelabs.com/photosynth/
adresinden bu programa ulaşabilirsiniz. internetteki örnekler çok detaylı bakmanızı tavsiye ederim kendim bizzat 12 resim çekip gönderdim. pek özene bezene çekmememe ve resimlerde eşleşicek fazla detay bulunmamasına rağmen %58 eşleştirmeyi başardı. eylenceli. işin hayret verici kısmıysa bu programın çalışmasında ve şalışan programın code unda yatıyor. programlamadan anlayanlar hayret ediceklerdir. sevgiler saygılar.
http://www.youtube.com/watch?v=p16frKJLVi0

18 Eylül 2008 Perşembe

Aile Ile Tatile Çıkmak

Tabii ki hepimiz yeri geldiği zaman ailelerimiz ile beraber tatile çıkmışlığımız olmuştur. Bu olay küçük yaşlarımızda güzeldi. Eğlenceliydi. Sonra büyüyüpte hele ki üni. çağına gelindiği vakit yanlış olduğunu farkediyor insan. Özgür olmayı özleyen bünye, yazlık mekana gittiği zaman (hele ki ankaradan gelmiş ise bu bünye denize açlık hat safhadadır) böyle etrafta rahatça bir şekilde gezip tozma ihtiyacı içerisine giriyor. Bundan dolayıda aile ilen olan tatil olayını uzun bir zaman önce kapadığımı düşünüyordum. Ne kadar doğru bir karar verdiğime şimdi tekrardan ikna oldum.
Aile ile olan tatil yazlık ev, bir yakının evi, otelde, kampta olmaz üzere çeşitlilikleri vardır. Hepsinin ortak özelliği rahat edememenizdir. Ben bu yazıda sipesifik olarak yazlık evi işliycem. En kötüsü olduğunu iddaa edebilirim. Çünkü insan kendini deplasmandaymış gibi hisseder. Herşeyi kendi istediklerine göre düzenledikleri bir evde adım attırmazlar size. Hele ki bulunduğunuz yerde arkadaş edinmemiş iseniz. Evi ben 25 yaşında aldıkları için edinmem elbetteki zor. Resmen s....tınız demektir. Çünkü ne yer ne yordam bilirsiniz. Evinizde rahat rahat içki içemezsiniz. Evdeki zamanınızı odanızda tıkılırsınız. Ankaradaki evden tek farkı arkadaşlarınızın olmaması ve burda deniz olmasıdır. O zamanı daha çok denizde geçirmeye çalışırsınız. Sonra annenizin ve babanızın neden ısrarla buraya çağırdıklarına anlam veremezsiniz. Kısaca ben çok kaçtım ama genede yakalandım. Benden tavsiye siz siz olun bu duruma yakalanmayın.

Not: Resim alakasız gibi görünebilir ama bence süper resim ondan dolayı bunu koymayı uygun gördüm itirazı olan? :D

29 Ağustos 2008 Cuma

Can Sıkıntısı !!!



Canı sıkılan arkadaşlar için kısa bir internet araştırmasından sonra aşağıdaki resimleri buldum. Sizinde benim gibi canınız sıkkınsa sizi iki tavsiyem olucak. 1) bu gün cuma ve yarın tatil mesai de bitmek üzere hehehe nası hiç bir sıkıntı kalmadı dimi...

2) derlemeye yazı atın sıkıntınız geçermi bilmem ama vakit geçer (;>

Hepinize ii hafta sonları, saygılar sevgiler...

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Deserthawk 'a ne oldu ?!?


Arkadaşlar, pek çoğunuzun bildiği üzere deserthawk arkadaşımız iran' a doğru yola çıktı. çok irana varmış olması gereken arkadaşımızdan haber alan varmı? varsa dier derleme üyeleriylede paylaşırsa sevinirim. ben aklıma gelen bir kaç olasılığı sıralıyorum, sevgiler saygılar;
1- deserthawk iran' a iner inmez kraliyette yüksek mevkide bir yer edindi, ve artık bizleri unuttu.
2- deserthawk iran' girişte taşınabilir hdd lerinde yada laptop ında bulunan mp3 lerdeki açık saçık sözler nedeniyle tutuklanıp mp3 çalarlarının kesilmesini bekliyor.
3- deserthawk iran' güzeli bir hatun ile tanıştı orda evlendi sonra 4 hatunla daha tanışıp evlendi ve şu anda lan ne dönücem geri dior.
4- iran deserthaw ı tutukladı, amerika ile anlaşma masasına oturmaya çalışıyor.

... benim aklıma gelenler bunlar sizin aklınıza gelen başka oplasılıklar varsa paylaınız sevgi saygı . . .

FarmerFam;
5- bize haber vermek için fitnefucur a yazı atmaya çalışırken yakalandı, iran internetine fitne sokmaya çalıştığı sanılarak laptop ına el koyuldu.
6- iran a gidiyorum ayağına şirketi dolandırdı kız arkadaşıyla bahamalarda mojito içiyor.

HappyOwlIronic;
7-irana gidiyorum ayağına bizi kandırdı, evde sabahtan akşama bilgisayar oynuyo.

Fücur;
8-Mete ırak'a gitti, nispet olsun diye irana gidip orada çarşaf altından cetvel gösterme diye tabir edilen harekete öncülük ediyor

31 Temmuz 2008 Perşembe

Otostop Çekme Sanatı

Otostop çekmek bir sanattır arkadaşlar ister inanın ister inanmayın. Öyle her önüne gelen otostop çekemez. Çekmek isteyenlerde beceremezler, yollarda yaşlanırlar maazallah. Bu konuda baya bir tecrübe sahibi biri olarak yıllardır edindiğim tecrübelerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Otostop nasıl çekilir?

Basit anlamda yol kenarında durulur. Yol tarafındaki kolunuz hafifçe kaldırılır, el hafif sıkı bir yumruk pozisyonuna getirilir, başparmak yukarısıyla gideceğiniz yon arası bir yeri gösterecek biçimde bu hafif yumruk şeklinden bağımsız kaldırılır. kol hafif hafif gideceğiniz yöne doğru sallanır.

Hemen hemen hepiniz bu işlemi bilirsiniz. Ya bir filmde görmüşsünüzdür, yada daha önce otostop çeken birini görmüşsünüzdür. Ancak iş bunun la bitmez. Ben bunları biliyorum o zaman dünyayı dolaşırım otostopla diyorsanız, sakın diyorum yazık olur 100 metre anca ya gidersiniz ya gidemezsiniz. Öncelikle otostop çekilecek yer çok önemlidir. Otobanda otostop çekilmez. Çekmeye çalışanlar orda ömürlerini tamamlamışlardır (;> otostop çektiğiniz güzergahta otoban varsa ya otobana girmeden yada otobandan çıktıktan sonraki bir yere konuşlanmanız faydalı olacaktır.

Şehir içi yollarda da mümkünse otostop çekerken sizi almak için duracak araçların trafiği engellemeden rahatlıkla durabilecekleri bir yer seçilmelidir. Şayet ki bu göz önüne alınmazsa sizi almak yerine araç sürücüleri içlerinden, yaw alırdım seni aslında ama burada da durulmaz ki neyse deyip sizin için en fazla üzülürler.

Üst baş ta çok önemlidir. Takım elbiseyle otostop çekiyorsanız, sabah işe gidiş saati dilse sizi kimse almaz. Sabah bile belki biri acır. Daha eski püskü şeyler giymeye özen göstermek gerekmektedir. Ancak bu eski püskü şeyler kesinlikle tertemiz olmalıdırlar, ve eskilikleri çok abartılmamalıdır. Yırtık pırtık kıyafetlerle sokak şarapçısı gibi otostop çekerseniz, kıyafetleriniz ne kadar temiz olmasa da öyle görünmediği için, sizi kimse almaz. Kış aylarında ayakkabılarınız çamurluysa gene sizi kimse arabasına almaz. Bunlar pek dikkat edilmeyen kritik konulardır.

Otostop çekilirken bulunulan muhit te çok önemlidir. Örneğin Manisa İzmir karayolunda otostop çekilir, hemde rahatlıkla. Yada ankarada ümitköy, Eskişehir yolu güzergahı için otostop çekilir hemde rahatlıkla. Ancak muğlada otostop çekerseniz baya bi beklersiniz. Hatta arabanın camlarını açıp size küfür bile ederler. Bodrum gidi yazlık mekanlarda otostop çekebilirsiniz, sadece araba plakalarını göz önünde bulundurmanız gereke bilir.

Son olarak daha önce otostopla kat ettiğim yolları sıralamak istiyorum;

,Balıkesir gönen - Çanakkale – Ayvalık (5 ayrı araç).

Ayvalık - İzmir, (12 ayrı araç (;> )

Ankara içi

Ümitköy – Kızılay,

Ümitköy – MTA,

Bilkent kavşağı – Cyberpark, (biraz sıkıntılı bir güzergah)

Ayvalık içi,

Sarımsaklı – Ayvalık merkez,

Ayvalık merkez – Sarımsaklı.

Bunlar ilk etapta aklıma gelenler, bunların dışında otostop çekmekle alakalı merak ettikleriniz varsa, sorabilirsiniz. Ve en önemli bitiriş notu olarak;

Otostop çekerken duran her araca binmek zorunda değilsiniz. Duran adamı gözünüz tutmadıysa binmeye bilirsiniz hatta mümkünse binmeyin öyle adamların arabalarına yazık olur (;>. . .

17 Haziran 2008 Salı

2008'in kazandırdığı albümler

İkibinsekizin yaz sezonuna girerken gerek gidilecek konserlerin heyecanı gerekse havaların ısınmasının yarattığı sokaklara taşma isteği müzikal açıdan benliğimizi hırpalamakta. Bununla birlikte yeni albümleri dinliyoruz ve coşuyoruz.

Şimdi aşağıda bir iyi-kötü değerlendirmesi yapacağım yeni albümler hakkında.
Beğendiklerim arasında ilk gözüme çarpan Mick Hucknall'ın henüz çıkarmadığı ama mp3üne Atıl sayesinde konduğumuz Tribute To Bobby albümü var, ki Simply Red'in bu kırmızı adamı bence blues konusunda çok daha başarılı. İkinci olarak Cyndi Lauper'ın Madonna'nın izinden gittiği Bring Ya To The Brink albümü var ki oda daha çıkmadı sanırım. Fakat Madonna'nın Hard Candy'sinden daha güzel olduğu kesin ! The Best Of Joy Division punk'ı evlerimize geri getirirken tekdüze ritmleri alt etmek için hemen hoperlörlerimize Joe Satriani'nin ismi çok uzun olduğu için yazmak istemediğim fakat Aşık Veysel adlı şarkısını da barındırdığı son albümü koyuluveriyor. Akabinde ve detayında Duran Duran'ın rapçilerle çıkardığı rezaletide unutmayalım bu güzelliklerin içerisinde.

Mark Knopfler'ın Kill to get Crimson albümü yine bir önceki Shangri-La albümü tadında ve tonunda güzel bir ziyafet niteliğinde. Radiohead'in In Rainbows'u veya R.E.M'in Accelerate albümleri yine yapılmış olanların devamı gibi nedense. Ayrıca Peter Gabriel'in Big Blue Ball adlı uzun süredir üzerinde çalıştığı albümü gayet başarılı dünya müzikleri sentezliyor. Michael Schenker'in eski solistine kavuşmasını kutladığı son albümü In the Midst Of Beauty ve Whitesnake'in Good to be Bad'i 2008e gelinmesine karşın grupların fazla yol alamadıklarını gösteriyor malesef ! Fakat bunlardan farklı olarak Judas Priest'in Nostradamus albümü gayet başarılı. Journey daha öncede bahsettiğimiz gibi Steve Perry'nin boşluğunu doldurmaya çalışıyor halen ve Revelation albümünü piyasaya sundu 2008 yılında.

Herşeye rağmen 2008 rock ve pop müziği açısından üretken bir yıl olmaya devam ediyor. Ülkemizde üretkinlikten nasibini aldı ve birçok sanatçıyı dünya turnesi kapsamında ağırladı. Aklıma gelmeyen ama dinledikçe yazmaya devam edeceğim daha birçok albüme 2008de kavuştuk. Başka neler vardı ? Beğendiğiniz 2008 albümleri hakkında yazılarınızı bekliyorum

6 Haziran 2008 Cuma

Teknolojik Dedikodular

kulağıma çalınan teknolojik şehir efsanelerinden bahsetmek istiyorum arkadaşlar. öncelikle ilk haber microsoft tan. vistadan sonraki işletim sistemi windows7 ı biliyorsunuzdur. dedikodulara göre windows7 dokunmatik ekran özelliğini destekleyecekmiş. bu da apple ın ipod touch ta kullandığı teknoloji imiş. bu durumda klavyesiz laptoplar la beraber windows7 lı günleri görürmüyüz bilmiyorum.ancak şunu biliyorum böyle birşeyin aslı varsa o ekranlar parmak izi olur hoş değil hehe(;>
ikinci dedikodumuz apple dan taşınabilir cihazlar ın arasına ipod touch ı kattıktan sonra, tamam bu taşına biliyorda tam olarak diil sanki dien apple yetkilileri, biz çıkaracağımız yeni nesil taşınabilir aleti tam taşınır yapalım güneş pili olsun üzerinde kendi kendinin pilini doldursun, bölelikle müşterilerde özgürlüğün tadını doyasıya çıkarsınlar demişler. işte budur demek istiyorum. bu adamlar teknolojiyi uzaylılardan alıyor olabiilirler o yüzden etkili bir güneş pili yapıcak adamlar bunlardır. baktılar bire birde pilden kazandıkları enerji cihazı çalıştırmaya yetmiyo daha az enerjiyle çalışanını yaparlar gene yaparlar, inanmak istiyorum bu ddikoduya ve apple ı destekliyorum.

silentmoon dan teknolojik dedikodu;
diablo 3 çıkıcakmış.

Atıl dan teknolojik dedikodu;
apple normal iphone u daha da geliştirip iphone 3g çıkartıyormuş.

ayrıca eklemeden edemeyeceğim bir dip not;
biz nie teknolojik aletlere %18 vergi veriyoruz arkadaşlar. geri kalalım teknoloji kullanmayalım die mi? amaç ne yani. elin yabancısının elinde dandik zox marka mp3 çalar gördüğümde şok olmuştum. lan sizin orda sudan ucuz apple lar sony ler bilmemneler sen gittin gide gide bunu mu aldın bi de it support istiyon buna la get diesim gelmişti. şimdi de aklıma geldi paylaşmak istedim. nie teknolojik ürünleri normal fiyatının yaklaşık %118 ine alıyoruz? ki %20 desek 5 te biri kadar fazla para veriyoruz demek bu da 2bin ytl ödediğiniz bir laptop ın asıl fiyatının 1600 ytl olması gibi bişi. peki biz yıllardır bunu veriyoruz da nooldu devlete bi faydamız varmı? bence yok en büyük faydamız ucuza dandik üretim yapan taklitçi doğu ülkelerine olmuştur herhalde. çünkü biz bu %18 vergi sayesinde kaliteden ödün veriyoruz milletçe.
fücur dan dip not' a ek;
pırlantanın vergisi yokmuş, ama vakıf üniverstesinin varmış.

23 Mayıs 2008 Cuma

Eurovision - 08

Dün gece ikinci elemeler de yapıldı Eurovision'da ve finalde yarışacak 25 ülke belirlenmiş oldu. Türkiye Mor ve Ötesi ile finallere katılmaya hak kazandı.

Sadece ikinci elemeyi seyretmeme rağmen diyebilirm ki, Avrupa'nın müzik tarzı iyice yoldan çıkmış. Dünkü elemelerde dayanamayıp kanalı değiştirdiğim ülke sayısı epey fazlaydı. Parçaların bu kadar kötü olmasından mıdır nedir bilinmez, ülkeler ya gayet seksi bayan şarkcılar; ya da erkek vokal yanında dans eden yine gayet seksi bayanlarla yarışmaya katılmayı uygun görmüşler. Tabi hem kendisi hem sesi güzel olanlar da vardı :) Cumartesi akşamki finalde neler olacak bakalım burdan yorumlarız yine..




Mesela ben Çek yarışmacıları beğenerek izlemiştim ama malesef finale kalamadılar.

Kısa bir diyalog:

Bülent Özveren(Eurovision sunucumuz): Eğer Çeklerin parçalarını beğendiyseniz blabla yazıp 1415'e sms gönderin.

Ben: Valla ben Çekleri parça parça da beğendim, bütün olarak da!

Annem: Bişi demedi ama bizim çocuk sıyırdı bakışı vardı yüzünde :)

selamlar..





27 Mart 2008 Perşembe

Çiftlerle Mekana Gitmenin Yan Etkileri

Çiftlerle bir mekana gitmek gerçekten çok yanlış bir harekettir. Özellikle de siz bekarsanız. Neden? Bu çiftler ne yaparlar ne ederler hani yan yana oturcaklar falan ya, 2 side en stratejik yere geçerler. Öyleki masanın ön güzel noktasına pat diye otururlar, siz anca duvara bakarsınız. Ya da camdan dışarıyı izlersiniz ama kesinlikle mekanla uzaktan yakından ilişkiniz olmaz, daralıtıcı noktada siz varsınızdır. Ya da 2 kişiyseniz bu yanlış tarafta, 2 kişi sıkılıyor demektir ama o zamanda bu çift arkadaşlarla uğraşmaya başlarsınız bu sefer onlarda birbirlerine ne kadar sıkı fıkı olduklarını size göstermeye yeltenirler. Bu sebepten dolayıda ne düzgün bir muhabbet edebilirsiniz ne de mekanın tadını çıkarma şansınız olur.

Bu stratejik noktaları kapma sebepleri çoğunlukla el ele dolaşmalarından ve önde gitme çabalarından kaynaklanır. Hani birinde yakalayıp güzel noktayı yakaladınız diyelim yerinizden kalkmamanız gerekir. Çünkü stratejik bir nokta olmasından dolayı bu nokta çiftler tarafından ortaklaşa bir şekilde hissedilir nedense. Ve sizin kalkmanızdan faydalanırlar. Tuvalete gitmeniz bu noktada çok yanlıştır. Yoksa o noktayı kaybedersiniz çok net. Hoop gidip gelirsiniz bir bakmışınız orası dolmuş kenarda köşede bir yer bırakmışlar size. Bu sebepten dolayı tavsiyem gittiğiniz mekanlarda orta masalarda oturmaya çalışın. Mekana hakim olmak için başka bir çıkar yol yoktur. Yada yerinizi kaybetmemiş olursunuz. Bir ara fucur zaatı ile bu olayı keşfetmiş ve gittiğimiz mekanlarda tam orijine oturmaya özen göstermiştik sonra unutuldu bu mevzuu, hatırlatmak istedim.