Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2013 Salı

Kılıç Aslan (1975)



Bizans tekfurunu yenilgiye uğratan Türk Sultanı Süleyman Şah, Anadolu' da büyük bir zafer kazanır. Bizans şovalye ve komutanlar onun hazırladığı anlaşmayı imzalamak zorunda kalır. Bu durumu hazmedemeyen şovalye Antonie, Türkleri Anadolu' dan çıkarmak için sinsice planlar yapmaya başlar. Süleyman Şahı öldürüp Hristiyan aleminin yardımıyla toprakları almak için intikam yemini eder. Şah ile birlikte olan Rum prensesi Maria' nın engelleme çabaları sonuçsuz kalır ve Şah' a tuzak kurup onu öldürürler. Bu kez Maria' nın Şah ile olan birlikteliğinden doğacak Türk savaşçısı Kılç Aslan' ın intikam savaşı başlayacaktır.


 

Akıllara kazınan repliği de az önce bahsetmiş olduğum;
 "yarın sabah güneş doğana kadar şu kollarımın ucuna iki tane aslan pençesi takacaksın." idi

 Kılıç Aslan (Lionman) 1975 

 Yönetmen: Natuk Baytan

 Senaryo: Duygu Sağıroğlu

 Oyuncular: Cüneyt Arkın, Bahar Erdeniz, Yıldırım Gencer, Reha Yurdakul

25 Şubat 2013 Pazartesi

The Man With Iron Fists(2012)


Uzun bir aradan sonra film yazısı yazmaya karar verdim. Başlangıç olarakta en son izlediğim filmden başlamak istedim. İçinizde bu filmi daha önce izlemiş olanlar vardır. Ve izleyenlerde ne alaka arkadaş bu filmin neyini yazıyosun diye düşünenler olabilir. Ancak kimi filmler vardır ki sunduğu fikirler ile; kimi filmler vardır ki hikayesi ile, karakterleri ile ön planda yer alırlar. Bu film ise; saçmalıkları ile ön planda yer alıyor.

Wild wild west filmi ile kill bill’i karıştırmışlar. Ardından da üstüne eski japon karete filmlerini serpiştirmişler. Yani karşımıza ne konusuyla ne de fikirleriyle ön plana çıkabilecek bir yapım olmuş. Akılda kalabilecek olan garip karakterleri , fışkıran kanlar, dışarı fırlayan iç organlar ön planda. Bu şekilde yapılan bir filmde russell crowe’u ve lucy liu’yu için de barındırabilmesinin sebebi ise sanırım filmin başında adı geçen quantin tarantino’dur.
İmdb puanı 5.5 olan filme bayaa bir oy verilmiş olduğunu ve bir sürü insanın vaktinin boşa geçmiş olduğunu söylerek tamamlamak isterim. İyi seyirler efendim.

1 Haziran 2011 Çarşamba

Rango



Merhaba sevgili fitnefucur ekibi :D

Bugün sizlerle bir animasyon komedi-macera yapımı olan Karayip Korsanları'nın yönetmeninin (Gore Verbinsk) elinden çıkan Rango'yu paylaşacağım.

Filmde kendi çapında(akvaryumunda) bir hayata sahip olan isimsiz kahramanımızın geçireceği bir trafik kazası sonucu Batı Ruhunu keşfetmesi ve Rango ismini alarak bir kasabanın kahramanı haline gelmesini izleyeceğiz. Johnny Depp in seslendirdiği Rango'yu çoğu zaman bir kimlik bunalımının içine sürüklediği komik durumlarda bulacağız.

Seslendirmelerdeki diğer ünlü isimlerede değinmeden geçemeyeceğim;
Isla Fisher, Abigail Breslin, Alfred Molina, Bill Nighy, Harry Dean Stanton, Ray Winstone ve Batı Ruhu rolüyle Timothy Olyphant.

Bunun dışında teknik yönden bir ilke imza atılmış.İlk kez farklı ve üst düzey bir teknoloji kullanan Hollywood bu konuda gerçekten çok başarılı olmuş.Çizimleri, mekanlar, karakterlerin dış görünüşü, hemen hemen herşey profesyonelce yaratılmış, kısacası çok yaratıcı bir animasyon ortaya çıkmış.

Zevkle dinlediğim müzikleri ise Hans Zimmer yapımı.

Kendini ve zamanla da kasabayı kurtaran bilindik klasik Western efsanelerine heyecan verici yeni bir boyut katıyor.

Ayrıca kendisi de başlı başına bir Western efsanesi olan Clint Eastwood'u da küçük bir rolde izleyebilirsiniz.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Kaybedenler Kulübü

Yusuf 'un önerisi ile izlemiş olduğum bu filmi sizlerlede paylaşmak istedim. Filmi izlerken baya keyif aldım. Oyunculuk baya iyi. Bitişi biraz havada gibi ama kesinlikle izlenmesi gereken bir film bence. Hepinize iyi seyirler.


http://www.imdb.com/title/tt1808223/

8 Mart 2011 Salı

Trade - 2007

Bu filmi 7 Mart akşamı izledim. Yani dünya kadınlar gününden bir gün önce izlemiş oldum. Şiddettin, cinsel saldırının, ezilmişliğin bir yansıması olmuş bu film.
Filmin çekimleri Meksika ve Amerika da yapılmış. Meksika’nın kenar mahallelerinden kaçırılan 13 yaşında ki bir kız çocuğunun, Amerika’ya kaçırılarak internet üstünden satışı anlatılmış. Bunun yanında kızın abisinin kardeşini kurtarabilmek için verdiği mücadele eklenmiş.
Dikkat çeken bir noktada Meksika’dan Amerika’ya geçişten sonra düzenin, güvenin arttığı ama kendini beğenmişliğinde bir o kadar arttığını gözler önüne seriyor.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Antichrist - 2009

Vizyona yeni girmiş ama 2009 yılı yapımı bir film Antichrist. Sinema rahat izlenmelik aksiyon, komedi vs. gibi filmlerden çok öte olduğunu gösteren yapımların sayısı çok azdır. İnsanın içine işleyen filmlerin sayısı da çok azdır. Hele ki konu korku gerilim oldu mu bunun sayısı belki çok daha azdır.

Antichrist hem iğrendiren, hem ürküten, hem de geren bir film. Bunun yanında anlaşılması da bir o kadar zor. Ama filmi güzel yapanda belki o anlaşılmaz oluşudur. Klasik filmlerde bir açıklama getirirken her şeyi alenen ve de açık açık anlatırlar, bu filmde de onu bekleyenler; beklemesinler. Ben filmi bir daha izleyeceğimi düşünmesem de izlenmesini tavsiye ederim. Belki Hıristiyanlıktan ve orta çağ zamanlarını biliyorsanız bu film daha açık gelebilir.

1 Haziran 2010 Salı

The Book of Eli - 2010

Filmin konusunu okuduğum zaman açıkçası çok ilgimi çekmedi. Ancak çok sıkı bir hayranı olmasam da Denzel Washington filmlerini severim.
Film farklı bir zamanda geçiyor, öle ki kendileri bile hangi zamanda olduklarını bilmiyorlar. Dünya bizim bildiğimiz halinden çok farklı bir halde, her yer çöl olmuş, bitkiler yetişmez olmuş. Bir savaş olmuş ve üstünden uzun bir zaman geçmiş. Yeni bir kuşak doğmuş, büyümüş ama eğitim, kültür, müzik, çiçek, mutluluk, bilgisayar, vs. vs. kalmamış. İnsanlar ne kitap okumasını biliyorlar ne de yazmasını. Ahlak, namus diye bir durum söz konusu değil. Bir birlerini yiyen insanlar, tecavüzler, bir topluluk olmaktan çok uzakta yaşayan insanlar.
Eli ise kutsal bir kitap taşıyor(üstünde haç işareti var elbet). Bunu bir yere ulaştırmaya çalışıyor. Nereye ulaştırmaya çalıştığını kendiside bilmiyor ama yine de yapması gerektiğine inanıyor. Bu görevinde karşısına bir çok zorluk çıkıyor ancak görevini yerine getirmek için bu sıkıntıların üstesinden gelmek zorunda.
İzlerken benim hissettiğim elimizde bu kadar imkan varken bir anda hepsini kaybetsek bizim çocuklarımız ya da torunlarımız ya da bizden sonra gelecek olanlar nelerle karşılaşabilirler.

28 Mayıs 2010 Cuma

Robin Hood...Bir Hayal Kırıklığı...


Robin Hood filminin fragmanını başka bir film için sinemaya gittiğimde görmüştüm. Sanırım Avatardı. Fragmandan sonra ister istemez heyecanlı bir bekleyiş içerisine girdim. Sonuçta Robin Hood sevdiğim bir karakter ve Kevin Costner gibi donuk bir adam yerine daha çok sevdiğim Russell Crowe'un canlandıracak olmasının bu heyecanı arttırmasında payı büyük. Neyse, eve gelip güzide kaynağımız IMDB den baktığımda yönetmenin de Ridley Scott olduğunu öğrenince tamamdır işte bu film mükemmel olacak dedim kendi kendime. Ridley Scott oldukça sevdiğim bir yönetmendir. Bkz. Blade Runner, Gladiator, Hannibal, Black Hawk Down, Kingdom of Heaven ve aklıma gelmeyen bir sürü sevdiğim filmin yönetmenliğini yapmıştır. Aylar geçti ve bizim Robin beyazperdeye geldi. Heyecanla koltuğumdaki yerimi aldım ve film başladı. Tipik Ridley Scott filmleri gibi bu da oldukça uzun. Ama diğerlerinden farklı olarak film bir türlü ilerlemiyor. Sıkıcı. Robin Hood karakteri gerçekçi işlenmeye çalışılmış. Gerçekçilikle bir sorunum yok ama gerçekçilik sıkıcı olmak zorunda değildir. Filmde akıcılık yok. Ayrıca daha önceden Ridley Scott'un başarıyla üstesinden geldiği film sahneleri ki bunlar teke tek dövüş sahneleri veya savaş sahneleri bu sefer çok amatörce ve özensiz kotarılmış. Belki de maliyeti düşürmek için böyle bir yola gidilmiş olabilir ama yakışmadı. Filmin olumlu yönleri tabiki var. Film bir dönem filmi. Burada hakkını yiyemem. Robin Hood karakteri çevresinde dönemin İngilteresinin güzel bir panoramasını veriyor. Onun dışında Robin Hood'un daha önce izleyiciye verilmemiş olan hikayesini; yani Sherwood ormanındaki kanundışı hayatından öncesini anlatması filmi birazcık daha izlenebilir kılıyor.
Son olarak. Yine de gereksiz uzun bir film. Sıkıcılıktan kurtulamıyor. Ekşi Sözlükten okuduğum bir entry final sahnesindeki savaşı çok iyi özetliyor;

Alıntıdır;

"hayatımda gördüğüm en sikko savaş sahnesiydi sondaki çıkarma. o dönemin en güçlü 2 krallığı değil de tellioğulları ile seferoğulları kapışıyor yeşil vadi için sanırsın."

Eğer izlemediyseniz bi dvd rip yeterli olacaktır. Sinemada boş yere para vermeye gerek yok.

Saygılarımla.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Çok Kötü Hareketler Bunlar



Birkaç gün önce gerçekten zevk alarak izlediğim bir program olan Çok Güzel Hareketlerin oyuncuları tarafından çekilen Çok Film Hareketler Bunlara gittim.
Ve sonuç ne mi oldu? Hayatımda Twilight'tan sonra çıkmak istediğim ilk film olarak özel tarihime geçti.
Hayatınızdan 104 dakika çalınmasına izin vermeyin. Fragmanını izleyin yeterli.

2 Nisan 2010 Cuma

Moon(2009)

Olabildiğince durağan, olabildiğince sıkıcı başlayan bir film. İlk izlemeye başladığım anda acaba dedim 2. bir solaris vakası mı geliyor. Ancak bunun ötesinde bir bunalım filmi. Yalnızlık yada tek başına yaşayan bir insanın hayatından daha çok şey veren bir film. Bir adamın hayallerini yıkabilirsiniz ama onu gerçekleştirmesini engellemek için daha çok çaba sarf etmeniz lazımdır.
İnsan bazen zincirlerini kırması gerekir. Bu filmde bunu görüyoruz. Hareket kabiliyeti sıkışık bir adamın(sonuçta ay da ne kadar hareket edebilir ki) kendi yolunu çizmesi anlatılıyor. Var olan yolları seçenekleri görmesi sahte sevgileri, sahte ihtiyaçlar, sahte bir senaryodan kurtulması anlatılıyor.


5 Mart 2010 Cuma

Son 10 Yılın En Iyi Bilimkurgu Filmleri

Film endüstrisi son 10 yılda yakaladığı en iyi seri bilim kurguda oldu. Bunun başlıca sebebi bilgisayar ve animasyon tekniklerinin gelişmiş olmasından. Görsel etkinin konu ve senaryonun önüne geçmesindendir.
-The Matrix Trilogy bu serinin başlangıç noktasındandır. Görsel olarak çok zengin olan matrix ilk filmiylede çok büyük bir hayran kitlesi oluşturmuştur. Belirsizliği, farklı çekimleri, siyah gözlükler ve deri ceketleriyle 2000'lerin başında büyük ilgi uyandırmıştı.
- Temelleri 1980’lerde atılan Terminator ise 2000’lerde Terminator 3: Rise Of The Machines ve serinin şu ana kadar ki son filmi Terminator Salvation ile yapay zekanın ulaşabileceği noktalara dikkat çeken filmin 4. süde yolda.
-I,Robot ise Isaac Asimov’un kısa öykülerinde yola çıkarak oluşturulmuş bir yapım, yapay zekanın ön planda olduğu başka bir film.
-Wall-E ise her yaş grubundan izlemesi gereken bir animasyon. Film wall-e adlı robotun başından geçen olayları anlatıyor. İçinde çok az konuşma olsa da hiç farkına varmadan izleten güzel ve de eğlenceli bir yapım.
-Yapay zekanın kullanıldığı ve ya farklı bir ırk olarak geçen Transformers serisi ise, bilim kurgunun yanında, eğlenceli ve aksiyonun bol olduğu bir film olarak karşımıza çıkıyor.
-Avatar; görsel olarak farklı tekniklerin kullanıldığı 3 boyut teknolojisi ile geliştirilmiş. Yüksek maliyetli bir film.
-District 9: Son zamanlarda amatör kameralı filmlerin moda olmasından yola çıkan yapımcılar değişik bir filme daha imza atmışlar. Uzaylı yaratıklar dünya ya inerler. Uzun bir süre dünyada kalırlar. İnsanlar onların kullandıkları silah teknolojisini öğrenmeye çalışırlar. Uzaylılar ise tekrar gezegenlerine dönmek istemektedirler. Güzel ve değişik bir tür.
-Surrogates, teknolojinin ilerlemesiyle insanların artık evlerinden çıkmadan robot modelleriyle işe gittikleri, tatile çıktıları bir dünyada geçiyor. İnsanlar bu robotlara bağımlılıkları anlatılıyor. Farklı bir toplum yapısı çizilmiş.

3 Mart 2010 Çarşamba

Bakjwi (2009)

Arkadaşlar bu film izlemek yürek ister. Bu film cidden halk için insanlar izlesin diye yapılmış bir filmden; daha çok yönetmenin ben bir vampir filmi yapsam bu şekilde yaparım demesiyle meydana gelmiş.
Filmin başında peder Sang-hyeon bir hastaneye yatar. Ancak işin garip olan yanı adam sağlamdır. Bu tedavi merkezinde hastalanır. Sonra adamı tedavi etmeye çalışırlar ancak başarısız olurlar ve peder ölür. 6 ay sonra ise canlanmış bir şekilde karşımıza çıkar. O kaptığı hastalık geçmemiştir. Hastalığını gidermek için düzenli olarak kan içmesi gerektiğini anlar. Peder olduğu için hastaları kutsamak için pek çok hastaneye girebilmektedir. Buralarda da o insanların kanlarını içer. Film bundan sonra karmaşıklaşmaya başlar. Pederin yakın bir aile dostunun oğlunun karısına aşık olur. Kızda pedere ilgi duymaya başlar. Aralarında bir ilişki başlar.
Pet şişelerdeki kanlar, sokakların geceleri boş oluşu, insanlar arasındaki garip ilişkiler, bir vampir filminden daha çok dram ve bunalım bir film halini almasını sağlamakta.
Ancak filmin konusu, dağılmayan yapısı ve kendini tamamlayan yapısı ile ve de sağlam bir sabrınız varsa kendini çekebilir.

22 Şubat 2010 Pazartesi

The Wolfman (2010)

The wolfman 1941 yılında çekilen filmin yeni teknolojik efektler kullanılarak uyarlanmaştır. Tabii ki oyuncu seçiminde Benicio Del Toro ve Anthony Hopkins gibi isimlerin olması film için fazladan dikkat çekmesine yardımcı oluyor. Önceki filmi izlemediğim için senaryo ve konu üstünde ne kadar sadık kalındığını bilemiyorum.
Filmin daha çok karanlık sahnelerden ve dolunay zamanında geçmesinden dolayı hoplayıp zıplama sahnesi bakımından baya başarılı. Genelde bir şey olacak galiba dendiğinde hooop diye zıplıyorsunuz. Filmde ön planda ki karakter sayısı fazla olmadığı için oturmuş bir yapısı göze çarpıyor.
Konusu ise; film kardeşi öldürülen Lawrence Talbot’un(Benicio Del Toro) bu ölümü araştırması ile başlıyor, bu araştırma sırasında bir wolfman tarafından ısırılır. Ardından yeni kurt adamlığa geçiş yapmış olan Benicio Del Toro’nun başından geçen olayları entrikalı bir şekilde anlatılması anlatılıyor.

2 Şubat 2010 Salı

Dizi Vs Film

Benim düşünceme göre film ve dizi izlemek arasında dağlar kadar fark vardır. İkisinin de bana göre keyfi bir başkadır.

Filmler için;
  1. Film izlemenin diziye göre en önemli avantajı başı ile sonu arasında bir uyum bir bütünlük olmasıdır.
  2. Filmler (devam filmleri olmasına rağmen) kısa oldukları için çok daha az bir sürede sona ulaşırız.
  3. Filmin dizinin bölümlerine göre daha uzun oluşu dar zamanda izlenmesini engeller. O yüzden film izlemeden önce ona göre saatlerimizi ayarlamamız gerekir.
Diziler için;
  1. Dizi izlemenin en önemli avantajı ise işlenen bir konuyu daha detaylı , karakterlerini anlatmada daha başarılı olması keyif verir.
  2. Bölümler; filmlere göre daha kısa olmasından dolayı filmlere göre izlemesi kolaydır.
  3. Bitmemiş bir diziyi izlemek, hafta hafta o diziyi takip etmek bir zevk olduğu kadar aynı zamanda bir ıstıraptır. Aynı zamanda insan önceki haftalardaki olan olayları ister istemez unutur(tabi ki Türk dizileri bu konuda önceki haftayı 30-40 dk. özet olarak verdikleri için pek geçerli değildir bu durum).

29 Ocak 2010 Cuma

Blade (1998)

90’lı yılların sonunda; liseli yıllarımızda karşımıza çıkmıştı. Siyah deri kıyafetler, güneş gözlüğü, vampirlerin amansız düşmanı blade beyaz perdede ki yerini almıştı. Blade marvel çizgi romanlarının kahramanlarından biridir.
Blade’in hikayesi, hamile bir kadının doğum sancıları başladığı zaman bir vampir tarafından ısırılır. Doğum gerçekleşir ancak anne ölür, bebek ise bladedir. Vampirlerden farklı olarak gündüzleri gezebilen, vampirlerin gücüne sahip, kana olan ihtiyacı da vampirlere benzer ancak normal insanlar gibi yaşlanabilen farklı bir yaratıktır. Blade büyüdükten sonra annesinin intikamını almak ister, bu sebeple de kendini vampirleri öldürmeye, avlamaya adar. Sadık dostu Whistler ise blade için silahlar yapar ve susuzluğunu dindirmek için serum yapımında yardımcı olur.
Zamanında hayran olduğumuz o animasyonlar, efektler artık etkisini yitirmiş. Ancak aksiyonundan bir şey kaybetmemiş. Nostalji için izlenebilecek filmlerden. İyi seyirler.

26 Ocak 2010 Salı

5D Sinemalar

Dünya yeni bir keyifle tanıştı. 5d sinemalar, bildiğimiz tanıdığımız 3d sinemalardan farklı olarak hareket eden koltuklara ve de hava şartlarını çok olmasa da yaşatmasından dolayı bu adı alıyor.
Desertrose ve ben kendimizi bu konuda feda ettik ve Cepa’daki 5d sinemaya gittik. Film başladı bir sağ gidiyoruz, bir sola, ileri, geri falan filan bir taraftan da yanımda daimi gülen biri. Kih kih kih kah kah kah. Bir insan tüm film boyunca gülebilir mi? Cevap evet. :) 5D sinema keyfini 2 defa çıkardık. 10 tane film içerisinden 2 film izledik gitmek isteyenler için snow ride önerilir.
Filmleri gayet kısa 5 ila 6 dk. arasında değişiyor. Genel olarak roller coasterlarda geçiyor. O hani aşağı inme, hızlanma, düşme gibi duyguları koltuk sayesinde yaşatıyor. Ne olucak yaw diyenler için diyorum ki gidin bir deneyin bakalım.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Beyond A Reasonable Doubt - 2009

Geçtiğimiz yılın filmlerinden, Beyond A Reasonable Doubt. Türkiye’de beyaz perdeye gelememiş bir film. Ancak filmde benim çok sevmediğim bir yıldız olan Michael Douglas var. Her ne kadar Douglas baş rolde olmasa da.
Film öğle çok ahım şahım bir yapıt değil. Ancak filmin anlattığı bir şey var oda, başarılı olmak için her şey mübah mıdır? Veya başarılı olmak için hayatınızı dahi riske atmaya değer mi? Sorularını sordurmayı başarıyor. Bu bakımdan film bir kereliğine de olsa izlemeye değer bence.
IMDB

21 Ocak 2010 Perşembe

Paranormal Activity

O kadar çok yorum yapıldıki film hakkında evde izlemeyin, anlamsız saçma ve boşa izlemiş olursunuz gibisinden bu kadar benzer yorumları okuyunca elimizde cd olmasına rağmen tutturdum hadi sinemada izleyelim demeye. En sonunda bugün gittik ve izledik hawk' la.

Bilet alırken de sadece 2'mizin olması daha da bir ürküttü beni tabiki :) Geçtik arkaya kimse yok, karanlıkta endişeyle beklerken neyseki 6 kişi daha geldi. Oh dedim kalabalık olduk :)

Film başladı ve bende klasik korku filmi izlerkenki halimi aldım , eller kulakta ve gözler hafif kısık. Sese ve görüntüye karşı önlem ama tabi yanımdakini unutmuşum, her gergin sahnede beni dürtmeye çalışan d.hawkcım sağolsun bir rahat durmadı filmde. Bende uğraşmasın diye elini tutmaya çalışırken bir baktımki bizimkinin de eller buz ve sırılsıklam :D Meğersem benimle uğraşan kişi de pek bir ürkmüş halde hehe.

Filmle ilgili bir şey yazmak anlamsız bence, izlemek isteyene haksızlık etmek istemiyorum sadece öyle iğrenç korku filmlerinden değil, mide bulandırıcı sahneler de yok ama baya bir geriliyorsunuz arkadaşlar, ilk 20 dakikadan sonra sürekli bir şey olacak diye bekliyorsunuz ve filmin nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Filmin sonu da değişik... bunu da merak olsun diye yazdım:)

Birde sinemadaki çalışanlar pek bir aceleciydi, bizim seansı biran önce bitirip postalamaya çalışıyorlarmış gibi bir his verdiler bana, tam ara verdik biri geldi ara istemiyorsanız devam ettirelim deyince hepimiz mal gibi kaldık ve cevap veremedik ve film hemen başladı, bir de filmin sonunda en pis yerlerinden birinde ayakta kapı tarafında bir adam belirdi, o an ölüyorum sandım meğersem dangalak temizlik yapmaya girmiş içeri ne acelen var bekle dışarda be adam :)



19 Ocak 2010 Salı

Sharlock Holmes 2009

Sharlock Holmes hikayesi her zaman eğlencelidir benim için. gene filme gittim ve eğlendim. Sinemada izlenirmi izlenmezmi çok birşey söylemeyeceğim, ancak dedim gibi benim için keyifli bir filmdi. oyunculuk adına, Robert Downey Jr. ı taktir ettim. kendisini ironman den hatırlaya bilirsiniz.
Film ince detaylara boğulmuş sharlock holmes romanı havasından birşey kaybetmeden sürükleyici aksion filmi olmayı bvaşarmış bence. sinemada izlemek isteyenlerin unutmaması gereken nokta filmin ilk yarısının kısa olduğu ikinci yarısının daha uzun olduğu (;> film kısa sürücek galiba dedirten arken aradan sonra yok yaw gayet normalmiş filmin süresi dedirten ikinci yarısını izledik.
Film çıkışında yalnış hatırlamıyorsam arkamızdaki kızların, filmin adı holmes muş demeleri ilginç bir detaydı. Gidilir, izlenir, hepinize iyi seğirler.
Detaylı bilgi;
http://amazon.imdb.com/title/tt0988045/

Avatar 2010


Öncelikle filme gittim. 3D sinemada izlenir bir film bence. Yalnız öyle çok süper bir film olduğunu düşünmüyorum. Ama hakkını yemiyelim güzel film tekrar söylüyorum sinemada izlenir. animasyonlar için bayağı emek vede maddiyat harcanmış. birebir insan hareketleri ve mimikleri animasyon karakterlere oturtulmuş. Böylelikle oyuncuların oynamaları gerekmiş. Animasyoncuları mimikleri anime etmekten kurtarmışlar anlaşılan. Tabi bu beraberinde animasyoncuların alacakları parayı azaltmıştır. O parayı aktörler almıştır (;>
Filmin konusu hakkında ipuçları vericem ancak öncelikle film hakkında kendi görüşümü iletmek istiyorum. Hani şu küçüklüğümüzdeki şirinler çizgi filmini hatırlarsınız hepiniz. işte bence aradan yıllar geçmiş ve o şirinler büyümüşler dana kadar olmuşlar. (;> hala ormanda takılıyorlar kendi başlarına. şimdi internette dolanan Avatar ve Pocahontas senaryolarındaki benzerlikleri gösteren bir yazı var malesef ingilizce o yüzden olduğu gibi buraya koyacağım. ve filmi gören arkadaşların bu yazı hakkında da yorum yapmalarını rica edeceğim. Sevgiler saygılar;