26 Temmuz 2009 Pazar

Tatil

Geçen sene bir tatil yazısı vardı, aile ile çıkmakla ilgili. Oraya bir yorum atmıştım vee eveet aradan tam 1 sene geçti ve yeniden bu muhabbet başlıyor ve bu sefer yorum değil direk yazıyorum :)

Yarın tatil için yola çıkıyorum veee annemle!! Evet deniz, güneş, kum... bunlar güzel ama ya eğlence?? Onu yazamadım, neden? Çünkü annem ile gidiyorum, acaba eğlenebilecek miyim işte ondan emin değilim. Tamam belki hiç gidemeyen vardır belki bana 'kapa çeneni sen yine gidiyorsun' dediğiniz de oluyordur, bunu düşününce 'evet, haklısınız' diyorum ama bu lafım tatile gidip odama yerleşene kadar geçerli olacak çünkü o dakikadan itibaren hayatıma karışılmaya başlanılacak, kıyafetleri düzenli yerleştir, şunlar şurada duracak bunlar burada ... of of of. Benzer bir yazıyı önceki yazıda da belirtmiştim demek ki ne olmuş hayatımda hiçbir değişiklik olmamış , hala aynı. Zaten şimdiden gidince şöyle yaparız sonra akşamları böyle yaparız diye planlar da yapılmaya başlandı :(

Neyse içim yeterince karardı, sizi de sıkmayalım fazla, karamsar içerikli bu yazımı eğlenceli bir kliple sonlandırmak istiyorum. Uzun saçlı, sert müzik yapan adamlar yok bu sefer , Sabrina var Sabrinaaa :) Hem gözünüz açılcak hem de tatile gidecekler varsa daha da sabırsızlanacak :D Bu arada bilmeyen varsa çok ayıp 80'lerin en meşhur parçalarından biridir , unutulmayacak bir klip hehe


25 Temmuz 2009 Cumartesi

İçki Adabı


İçki içerken Şerefe demek ?!?
Bu konu ile ilgili aldığım maili sizlerle de paylaşmak istedim.işte mail saygılar sevgiler . . .

Kimi Sağlığına der, kimi Mutluluğuna.. .
Ruslar "nazdrovya" der, Rumlar "stinigia"...
Bizde ise konu daha hoş ve de farklıdır...
Biz "şerefe" ya da daha da özelleştirip "şerefine" deriz...

Bu "şerefe" sözünün nereden geldiğini hiç merak ettiniz mi ya da niye "şerefe" dendiğini?

Cevabı evet olanlar için, kısaca şöyle anlatabiliriz. ...

Zamanın zaman olduğu dönemlerde, içki içmek bir adap, usül işiymiş.
İçki masasına oturan ağır abiler içmeye başlamadan önce kendi aralarında şu anlaşmayı yaparlarmış ;

" Arkadaşlar bu meret şişede durduğu gibi durmaz, her ne kadar yakın ahbap olsak da, bir süre sonra çenemizin bağı çözülür ve olmadık şeyler söyleyip sonradan pişman olacağımız şeyleri anlatabiliriz. Bu masada konuşulan ve anlatılanlar sadece ve sadece bu masada kalacak, söz mü?
Söz!..
Şerefine mi?
Şerefine!!.. "

O günlerde belki de bir yeminmiş bu "şerefine" sözü..

İşte tüm hikaye bu...

MEYHANE DUVARLARINDAN INCILER:


Horoz ötsün ötmesin,
Sabah mutlaka olacaktır.

Zirveye çıkarken herkese selam ver, Çünkü inerken onlarla karşılaşacaksın.

Şişe tıpayı, şarap kupayı, eşşek sopayı sever.

İnsanlar topraktan yaratılmıştır, her an çamurlaşabilirler.

Başımızdan geçenlere değil, Kafamızdan geçenlere içelim.

Büyük Adam olmaya gerek yok, Bizler yalnızca Adam olalım yeter.

Dünyada oturarak başarıya ulaşan tek canlı tavuktur.

Akıllı olup ta dünyanın kahrını çekeceğine, Deli ol dünya senin kahrını çeksin.

Dal rüzgarları affetmişse de kırılmıştır bir kere...

Eşek nereden bilecek ki zevki sefayı; SOR bakalım hiç çekmiş mi kafayı?
(Happyowlironic; Sanırım bu hayyamdan bir alıntı emin olmamakla beraber . . .)

Dünyanın en cesur yaratıkları insanlardır. Öleceklerini bilerek yaşarlar.

Madem dünya hiç, gece de, gündüz de iç.

Hayatın tadını borçlanarak çıkar, Sakın ödemeye kalkma, tadı kaçar.

Şarabın adı kötüye çıkmış, Tadı hoş, Hele bir güzelle içersen, Daha bir hoş.

Eğer sana içki dokunuyorsa, Sen de içkiye dokun.

Yirmi yaşına kadar Hayatı öğrenmeyenin, Otuz yaşına kadar evlenmeyenin, Kırk yaşına kadar köşeyi dönmeyenin, Elli yaşına kadar ölmeyenin İşi çok zor bu dünyada...

24 Temmuz 2009 Cuma

Public Enemies (2009)

Uzun zamandır afişlerde gördüğüm ve gelsede şu filmi izlesek dediğim filmlerden bir tanesiydi. Son yılların aksiyon filmleri yıldızı Cristian Bale ve daha genç yaşından beri adından söz ettiren kendine has oyunculuğu ile Johhny Deep kadro da yer alan aktörlerdi. Filmin yönetmen koltuğunda ise Micheal Mann yer alıyor.
Micheal Mann’ı Heat ve Insider gibi filmlerin yönetmeni; bu filmlerden sonra Public Enemies herhalde bir baş yapıt olur diye düşünüyor insan.
Film John Dillinger arkadaşlarını hapisten kaçırmasıyla başlıyor. Tabi o zamanın otomatik silahları ve tüfekleri ön planda. Filmin yarısından çoğu zaten, patapatapata(otamatik tüfek sesi) , patapatapatapatapata , paaaaaaaaaat(otomatik olmayan tüfek sesi) sesleriyle geçiyor. Filmden benim anladığım John Dillinger hiçte zeki, karakterli bir hırsız değil, adamın tek olayı sadık biri olması arkasında adam bırakmayan bir yapısı olması. Adamın olayı bilindiği gibi hırsızlık, tabi o zamanlar güvenlik kameraları alarmlar vs. gelişmiş olmadığı için o zamanın hırsızları rush yöntemiyle hırsılık yapıyorlar. Ellerinde silahlar bankaya girip bu bir soygundur diyor paraları alıp basıp gidiyorlar.Filmin ezik karakterlerinden Cristian Bale’in oynadığı Melvin Purvis, tamamen bir üst kademenin emri altında kendi kararlarını veremeyen kukla bir karakter.
Public Enemies’in belli bölümlerinde Johnny Deep bakışı ön planda gözlüklü, gözlüksüz, yandan, yukarıdan, düz falan gibi çeşitli şekilleri var. Çekimleri ve ışık konusuna gelicek olursak amötör bir ışıkçıyla çekilmiş bir imajı var özellikle bazı sahnelerde o havayı feci vermişler kamera o kadar çok hareket ediyor ki insanın midesi bulanıyor.
Final sahnesinden bahsetmek istemiyorum. Ciddi anlamda bir filmin final sahnesinde bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum.
Bence bu film home movie klasmanında ve tek seferlik izlenir oda eksik kalmamak için.